Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Bıyıklarını boyayan operatör! Bıyığını sikiyim senin ben!

Bu Yabancılaşma Bizi Nereye Götürür?

Mügü hanımın şu yazısını okuduktan sonra uzun zamandan beri yazmak istediğim bir şey olduğunu hatırladım: Ben bu ülkenin neresindeyim?

Geçen gece youtube jacker nam programın sayesinde uzun zamandan sonra ilk defa uzuuun bir youtube turu atabildim. Bir Türkiye manzarası seyrettim ki akıllar ziyan.

Uzun zamandan beri aklımın bir kenarında duran sorulardan biriydi Ankaralı türkücülerin kliplerinde şıkkıdı şıkkıdı oynayan kadınlar. Tahmin ettiğim gibi Ankara'nın, Sincan'ın pavyonlarındaki konsomatrisler. Ama Rus değiller, bildiğin yerli konsomasyon. Bu topraktan olmanın verdiği rahatlıkla oynuyorlar zaten, bir Rus balerinin kaşık ya da zille o havaları kıvırması zor iş. Girin ve biraz dolaşın o alemlerde, çok video var zaten. Alttaki yorumları da okumayı ihmal etmeyin. O adamlar Türkiye'de yaşıyor.

Sonra oradan şans eseri Konya baranaraları çetnevirlerine aktım. Konya'nın bir kasabasında basık, içinde kütükten sütunlar olan bir oda, herkes bağdaş kurmuş oturuyor, kaynağı gör…

Nourish Skin

Bizim banyoda sevdiceğimin kullandığı e vitaminli bir yüz temizleme jeli var. Bazı bazı tuvalette Uykusuz filan okurken gözüme çarpıyor. Başka bir evrene geçiyorum o jel yüzünden. Üzerinde aynen şunlar yazıyor:

Nourish Skin

Vitamin e gel

Gel de vitamin e

Nuriş Sikin kim? Niye vitamine geliyor? Gel de vitamine, nasıl gelirsen gel mi denmek isteniyor? Biri bunu bana açıklasın!

Ne küsel bişe

"Çalıştıkları fabrikanın kapatılmasının yanında patron tarafından üç aylık mesai ücretlerine, aylık asgari geçim indirimine ve kıdem tazminatlarına el konulan MEHA işçileri" biraz önce İstiklal Caddesi'nde protesto yürüyüşü yapıyorlardı. En öndeki pankartı taşıyan işçi kızların hepsi türbanlıydı. Parlak, renkli başörtülerini takmışlar, "Davamız ekmek davasıdır!" diye bağırıp haklarını arıyorlardı. En arkadan da DİSK bayraklı insanlar geliyordu. İşte benim görmek istediğim Türkiya manzarası bu!

Sevdiğim Replikler-1

Men in Black 2

Bu filmden beklenmeyecek bir performans

Agent Kay (Tommy Lee Jones) Laura'yı (Rosario Dawson) aslında dünyalı değil Zarthalı olduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Çok az zamanı vardır, geri dönüp gezegenini kurtarması gerekmektedir.

Kay: Bazı şeyleri önceden hissediyor musun?
Laura: Tabi ki. Ben terazi burcuyum ne bekliyordun
Kay: Yağmur yağdığı zaman hüzünlenir misin?
Laura: Herkes yağmur yağdığından hüzünlenmez mi?
Kay: Doğru. Sen yağmur yağdığından hüzünlenmiyorsun, sen hüzünlendiğin için yağmur yağıyor.

Laura ağzı açık kalır.

Yüzsüz!

Ben bu kadının sırıtışını asla unutamayacağım. Siz de unutmayın ulan! Bi de halama benzemiyor mu kardeşim, iyice kıl oluyorum!

Hüttüyet'i mi basayım ben!

Bu tuşa basamayorsunuz çünkü Ktunnel ipnelik yapayor, onun yerine bu linki yazayorsunuz KTunnel'a: http://www.youtube.com/watch?v=9lp0IWv8QZY (bizi bu hallere düşürenler utansın ne diyim!)

Karşınıza Susan Boyle çıkıyor, videoyu seyrediyorsunuz, tüyleriniz tiken tiken oluyor. Sonra dönüyorsunuz bu tuşa basıyorsunuz. Başlığı okuyorsunuz. Sonra Taksim'de buluşuyoruz, yanınızda bulabildiğiniz en kalın ve budaklı sopayı getiriyorsunuz, hep birlikte Hüttüyet'e gidiyoruz, sopaları arkamıza saklayıp bunu ve buna benzer bir çok başlığı atan arkadaşları kutlamak için geldiğimizi söylüyoruz. Sonra bu arkadaşları bahçeye çıkarıp sırtlarında sopaları kırıyoruz.

Hüttüyet'i mi basayım ben! Bu mudur istenen! Bi gün dellenip yapacam, haber veririm, gelmek isteyen olursa buyursun gelsin.

Yaran diyaloglar serisi-3

Sevdiceğim yakında evlenecek bir arkadaşa nikahtaki önemli masraflardan bir tanesinin de kuaför olduğunu anlatıyor:

"Ya aslında bir şey yok gelin KAFASI yapmakta. Hiçbir şey söylemeden gir, topuz yaptırıcam de, evde de duvağı kendin takarsın, işte sana gelin KAFASI!"

Yüzyılların geleneği "Gelin Başı"nı, "Gelin Kafası" olarak telafuz ederek beni önce bir süre "ulan gelin kafası diye bir kafa mı var? Takla olmak gibi mi acaba " diye düşündürttükten sonra evlenme, gelin olma, nikah gibi mevhumlara ne kadar uzak bir sevdicek aldığımı gösteren sevdiceğime teşekkürü bir borç bilirim

Salih Nazım ki

Salih Nazım ki,
Çok kabuklu bir deniz böceğidir
Başkasına kıyamaz
İçinden yer kendini
Ve fosforlu notalar püskürtür dolunay zamanı

İçinde taşıdığı derviş
Yunus Emre’den beri aynı odunu kırmakta
Türlü name oyunlarıyla avutur onu Salih
Yeter ki fark etmesin geldiğini kıvama

Elinde daldan değnek,
Cebinde bir dal çokoprens
Ve eser miktarda buzlu su
Dağlarda arar kendini
Bozulur kusursuz döngüsü

Hakim Nazım Bey der gündüzleri,
Avukattır adliye sarayında
Kılık değiştirir,
Salih olur geceleri,
Bağlamacı Sayanora Pavyonda
Bittabi iyi bir koca
Aynı zamanda oğul, torun, abi
Ve çok ortaklı şirket sahibi

İki omzunda yüzelli okka
Yürür
Ayakları ve aklı bir karış havada

İspirtocu Saim olurdu kendini bir bıraksa
Maceralı bir hayat yaşardı,
Korsan bile olurdu Cavs’tan korkmasa
Yirmi yedi yaşında keserdi bileklerini
Krallar o yaşta ölür ne de olsa

Babası Nazım’ın çapkın ayak izleri
Hala durur Karşıyaka sokaklarında
O izlerin peşinde Salih,
Yarım ömrü heder etti
Bir kere bile farketmedi
Kendi bıraktığı izleri

Salih Nazım ki
Son mohikan, …

Ah be blog!

Son dönemlerdeki yazılarından anlaşılacağı üzere Borsalino ve Müge 30 yaş krizinin en datlı yerlerini dibine kadar yaşamaktalar. Bu kadar açık bir şekilde içlerini dökebildikleri için de onları kutluyor, 30 yaş civarındaki diğer bütün blog yazarlarını da sahneye davet ediyorum. Onlar biliyorlar da mı oynuyorlar canım alla alla! Şunu okudunuz, bunu dinlediniz, onu da seyrettiniz evet, aranızdan çucuk doğurmuş olanları zaten anında bir kenara sallıyorum, onlar 30 yaş krizlerini bebek boku temizleyerek atlattıklarını sanıyorlar zaten, geçiniz. Peki ama geri kalanlar, peki ama siz 27 yaşından gün almış olanlar! Nerdesiniz yau.

Ben bir şeylerin kötü gitmeye başladığını anladığım andan biraz toparlandığımı düşündüğüm ana kadar hep bir kenarlara bir şeyler çiziktirdim. Ama diyorum, ah diyorum, bir blogumuz mu vardı o zamanlar. Şimdiki gibi böyle kullan at bezler de yoktu, yıka kullan yıka kullan... nerde o günler... ispirto ocağında pişirirdik sabah espressomuzu. Venedik'te daracık bir pe…

Yaran diyaloglar serisi-2

Bir arkadaşla arabadayız. Obama Esenboğa'ya yeni inmiş. Dublörünü de getirdiğinden bahsediyor radyo

Z: Ya ne dublörü allaşkına! Bu adamı niye bu kadar koruyorlar anlamıyorum
Ben: Dünyanın en çok nefret edilen ülkesinin başkanı olduğu için olabilir mi acaba?
Z: İyi de dublör filan niye? Bizim başkanın dublörü var mı mesela?
Ben: Mavi ekran. Windows kritik bir sorunla karşılaştı, lütfen güvenli modda yeniden başlatınız.

bürşşş

soru-cevap

soru: hanım hanımcık kolej mezunu genç kızlarımızın yanlışlıkla odsurduktan sonra söyledikleri şarkı hangisidir?
cevap: Britney Spears'den Oops! I did it again...