30 Kasım 2011 Çarşamba

30/11/2011

Boyun ağrısı ve kulak çınlamasıyla uyandım. Yorgunum. Burun bandı nedense bugünlerde işe yaramıyor. Dinlenmiş kalkamıyorum. Sanırım ilerleyen saatlerde biraz daha uyuyacağım. Nebula bir başağrısı sürekli peşimde bugünlerde. Ya dördüncü sigaradan sonra geliyor ya da akşama kadar boynumda saldırmaya hazır bir halde duruyor. Kulak çınlamasına çözüm doktor gitmek. Doktora gittiğim gün çınlamanın kesileceğini biliyorum. Vereceği ilaçları da o yüzden kullanmayacağım. O yüzden gitmiyorum. 

Saçlarım ve sakallarım gereksiz bir şekilde uzadı. En sonunda bugün berbere gitme şansım var. Umarım bu şansı iyi kullanırım. Kahvaltıda üç gün öncesinden kalma pastayı yedim. Bir şeyler hazırlamaya mecalim yok. Espressoyla birlike üçüncü sigara boğazımı yakıyor. Büyümenin en önemli avantajı özel günler haricinde de pasta yiyebiliyor olmak bence. 

Kızlar gözümün içine bakıyor onları dolaştırayım diye. Dolaştıracağım evet! Bugün vaktim var. Hafta için 10 toplantıları yapıyorum bir zamandır. Bu toplantılar yaktı zaten beni. 9 buçukta kalkıp yardırarak o toplantılara gitmeye çalışırken kızları dolaştırmayı atlamak zorunda kalıyorum. Gece de 11 gibi bitmiş bir halde dönüyorum eve. Onlar gözlerimin içine bakıyor, ben havalara bakıyorum. 

Dördüncü sigara ve kahvenin sonu. Yapılacaklar listesi kafamda. İki önemli iş var. Dünkü toplantıdan sonuçlara göre akışı yeniden düzenlemem lazım. Bir de diğer işin genel hikayesini yazıyor Ataşok, onun üstünden geçmeliyim. Kulağım hala çınlıyor. 

Bahçedeki yaprakları bir araya topladım geçen gün. Ama çöp poşetine koymaya mecalim kalmadı. Dün gece onu yapmaya gittiğimde bahçeyi yeni düşen yapraklarla bezenmiş buldum. Jumbo çöp torbası almalıyım. Yoksa sığmayacaklar. Nafile bir çaba gibi görünüyor. Çünkü cevizin de incirin de tepesinde inmeyi bekleyen yüzlerce yaprak var hala... Olsun, onlar dökülecekler ben toplayacağım. Yoksa altta kalan çimlere hava ve ışık gitmez. 

Beşinci sigara. Uzun bir gün olacak. 

12 Kasım 2011 Cumartesi

bundan sonra bir süre böyle

bir süre seni günlük gibi kullanacağım ey okur. özel günlerden geçtiğimi düşünüyorum son zamanlarda çünkü. bu blog bir süre içe içe yazılacak sanırım. şimdiden uyarıyorum sıkılabilirsin. noktalama işaretlerini ya da büyük harf ayrımlarını atlayabilirim. bir daldan öbürüne atlayabilirim. bilinç akışı ya da bilin çakışı çok fena bugünlerde. sürekli temiz saçmalıyorum. en son attığım twit polonyadan ithal edilen polonyalı mendiller üzerineydi gerisini sen düşün. madem ki yazmak kendini bir çeşit ifşa etme mekanizması, madem ki ben bugünlerde içimdeki trafiği anlamakta zorlanıyorum, o zaman gönder gelsin, ver gelsin.

aklımdan sürekli açılış cümleleri geçiyor.

"Soyunmaya küpelerinden başlamıştı. Yatağın kenarına kıçımın kenarını kondurmuş, rahatsız, gergin ve tedirgin bir halde onu izliyordum. çok garip bir meslek bu. çapa yapan köylü kadının alışkın hareketleri sinmiş soyunmasına. o farkında değil ama ben farkındayım. onun farkında olmaması normal. çünkü onun işinin bir kısmı da soyunmak. benim farkında olmam da normal çünkü hiç tanımadığım bir kadın karşımda soyunuyor.

bazen film kopsun istersin ya... ama kendisi kopsun. sen bir şey yapmadan kopsun. ama kopmaz itoğlu it. kopmadı. ben kopardım. daha doğrusu kopardığıma inanıyorum. yok lan kopardım gerçekten. yoksa mesai saatleri içinde para karşılığı seks yapmaya kalkmazdım. evet eminim. ben kopardım o filmi. bu ilk aşama. buradan çıkınca devamını getiricem. eve gidip karıma bir orospuyla yattığımı ve çok da hoşuma gittiğini anlatıcam. o da beni terk edecek.

şimdi burda iki soru var. an itibariyle zevk alıp almayacağımdan o kadar da emin değilim. sütyeni krem rengi ve ucuz saten çakması. teyze sütyeni. gittikçe küçülüyorum yatağın kenarında. zevk almasam bile yattım derim. yatamasam bile yattım derim anasını satayım. önemli olan düşünce. bu ülkede hala düşüncelerini söyledikleri, yazdıkları için cezalandırılan insanlar yok mu? var. ben de cezalandırılmak istiyorum işte. kes cezamı sevgili karım. terk et beni. malda mülkte de gözüm yok. sadece arabayı bırak o bana yeter...

ya arabayı da bırakmazsa..."

açılış cümlesinden fazlasıymış lan!... 

9 Kasım 2011 Çarşamba

anlamsız diyaloglar

Tayfun: Alo Serap nasılsın canım...
Serap: İyiyim hayatım sen nasılsın?
Tayfun: İyi benden de... karakoldayım işte...
Serap: Hii! Ne işin var karakolda Tayfun! Bak doğruyu söyle kavga mı ettin biriyle! Yok yok! Kaza! Kesin kaza! Belediye otobüsü mü? Tayfun belediye otobüsüyse hiç uğraşma, şikayetçi filan olma, astarı yüzünden pahalıya geliyomuş... Aman Allahım! Hayır! Sen birine çarptın! Çarptın sonra da kavga çıktı! Bıçakladın di mi adamı! Kendimi savundum de! Anama karıma küfretti dayanamadım vurdum de Tayfun! Ay deliricem söylesene ne işin var karakolda!
Tayfun: Salak karım benim! Polisim ben! 

4 Kasım 2011 Cuma

Geliyorum! Geliyorum! Geldim!

Yaz gene bitti. Gene kış geliyor. Dengeli bir sonbahar yaşanmakta. Ne güzel yağmurlar yağdı. Şehrin biraz olsun bulut görebildiğimiz bir yerine taşındık. Sabahları pencereden dışarı bakıp ne kadar ince/kalın giyineceğime karar verebiliyorum bu sayede. Bir de bahçemiz var. İncir önce yemişlerini döktü, şimdi yavaş yavaş yapraklarına geçmiş durumda. Ceviz daha önce meyvelerini  dökmüştü, yaprakları bitmek üzere... Pastırma yazında güller bir kere daha açmaya cesaret ediyorlarmış bunu öğrendim. "Güz gülleri gibiyim hiç bahar yaşamadım" anlamlı bir şarkı sözü oldu artık benim için.

Eylül'de başlayan bir çalışma sezonu olunca insanın, yıl sonu muhasebesini de bugünlerde yapıyor. Bir kitap bir de film senaryosu sıkıştırdım bu yıla. Kitap basılmadı, film çekilmedi ama olsun. Artık eskisi kadar sabırsız değilim sanırım. Madem bu sezonun reklamını erotik temayla yaptık devamın getirelim. Eskiden ön sevişmeyi filan siktiredip direk içine girmeye çalışırdım hayatın, acemi bir sevişgen gibi... Fakat izin vermedi hayat buna, ön sevişmesiz olmaz dedi. Daha doğrusu uzun zamandan beri diyordu da ben yeni yeni anlıyorum. Üstelik ön sevişmenin sevişmenin kendisi olduğuna inanan bir insanımdır ben. Penetrasyon sekstir. Sevişme dediğimiz halt zaten o önde olan.

Ve fakat ön sevişmeden zevk alması gerekir tarafların. Burada biraz da benim hatam var tabi. O kadar hedef odaklı bakınca insan zevk alabileceği anları da kaçırıyor. Bu sene saldım, gergin değilim, çok fazla küçük zevk anı yaşayabildiğimi söyleyemem henüz. Ama ufak ufak hissetmeye başladım sanırım.

Bu arada içine paralel evrenler, senaryo yazımı ve evrim teorisini alan garip bir şeyin üstünde düşünüyorum. Quantum fiziği üstüne kahve geyiği yapabilecek kadar bilgi edinmiş durumdayım. Beni kimse tutamaz.

Geçenlerde gecenin bir köründe bahçedeki yaprakları topladım, çimleri biçtim ve düşündüm. Ne için yaşıyoruz ki biz aslında? Gerçekten ne için? Neyin sıkıntısını çekiyoruz?

Garip bir ego yükselmesi yaşıyorum bugünlerde. Bundan yedi sekiz yıl önce bir kere daha gelmişti böyle bir dalga. Çok daha güçlüsü ama... bu seferki daha sakin. Daha kendinden emin ve yavaş. Kalıcı sanırım... Artık daha az sızlanıyorum. Daha çok yapıyorum. Eskiden de sözümü dinletirdim. Ama artık bunu yapmak için ekstra bir çaba harcamam gerekmiyor. Doğallaştı.

Şimdi biraz kendime zaman ayırabilmem gerekiyor. Bir şeyler geçiyor aklımdan. Tam yazmalık. Blog değil. Bir kitap. Her zaman planlar yaparak, krokiler çizerek yazardım, bu sefer sadece bir cümleye tutunarak yazmaya başlayacağım. Bakalım nereye gidecek.

Sigarayı bırakmaya çalışıyorum ikinci kez. İlki gaz müessesesi dahilinde yapılmıştı. Bu ikincide bilimadamı soğukkanlılığıyla seyrediyorum sigara bırakan bünyemi. Ve şaşkınlıkla görüyorum ne kadar büyük bir bağımlılıkla uğraştığımı... Başkalarının nasıl bıraktığı beni ilgilendirmiyor. Kendime bakıyorum ve sadece fiziksel olarak bile beni ne kadar çok etkilediğini şaşkınlıkla seyrediyorum sigarasızlığın.

Aslında aklımda çok şey var biriken. Ama bunlar yazıya dökülecek/dökülebilecek şeyler mi onu bilmiyorum. Gülücük işareti...

Şimdi yazarken farkettim. Uzun zamandan beri ağlamıyorum ben. Bir gariplik var...

Gecenin şarkısı Erkin Koray'dan geliyor. Yağmur'un Sesine Bak...

Biraz karışık oldu ama... ben de hiç bir zaman aksini iddia etmedim zaten.