Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Pattaya Yazısına Ek

Angkor Vat'ta dolanırkene tanıştığımız yaşlı Fransız çiftin bağyan olanı 6 yıldır Phuket'te yaşadıklarını söyledi. Paris'i bırakıp gelmişler. Fransızlar da artık hiç gülmüyormuş, "eskiden sokakta birbirimize selam verirdik filan, şimdi herkes başı önünde geçip gidiyor" dedi. Böylesi bir bıkkınlık elin Fransızını tropikal iklimi gülümseyen insanlarının yanına çekebiliyorsa benim hala burda ne işim var a.q.!

Bir Pattaya'yı seversen orası dünyanın en güzel Pattaya'sıdır.

Eğer sirk seviyorsan, arızalı mekanlara ilgin varsa, parti insanıysan ya da sadece biraz delirmek istiyorsan bile… Pattaya’ya geeel Pattaya’yaaaa… Benim için sabah, insanlık için öğlen sayılabilecek bir saatte indim Bangkok’a. Suvarnabhumi havaalanının önünde yarım saat kadar taksicilerle pazarlık yaptıktan sonra birine bindim. 700 baht artık otoyol paraları. 1000 bahttan aşağı götüren yok anasını satayım. Adi, paragöz herifler filan diye geçiriyorum içimden. Henüz bahtın kaç lira olduğundan haberdar değilim. Saatte 130-140’la giderek bir buçuk saatte varıyoruz Pattaya’ya. Kardeşim söylediği gibi Carrefour’un önünde karşılıyor beni. İyi pazarlık yaptığımı söylüyorum. Sonradan aklıma geliyor sormak. Bu arada kaç para verdim ben taksiciye? 28 lira, pazarlık yapmasam 40 lira verecektim. Ulan! 12 lira için mi uğraştım ben o kadar! Hem de 150 kilometre yol gelmek için. Verirdim anasını satayım, ben bizim evden havaalanına giderken veriyorum o parayı taksiye! Ağzıma meyveciden aldığı anan...

Mangia Lunga

Bundan yıllar önce bir ay kadar İtalya'nın Perugia şehrinde ikamet etmiştim. Yılların getirdiği değişimle birlikte bugün bende bıraktığı duygu "git yerleş üç ay, roman yaz anasını satayım"dır. Yüksek binaların arasında kalan dar sokaklarında yürürken Perugia'ya İtalyancalarını mükemmelleştirmeye gelmiş Koreli sopranoların okuduğu aryaları duyar insan. Bir güzel kavı vardır meydana çıkan dar girişe kıvrılmadan hemen önce sağda. Fena mekan hafızam vardır, on yıldan fazla zaman oldu oraya gitmeyeli ama bugün gidelim dolaştırırım sizi allaama. O meydana çıkmadan önceki dar kıvrımın üstünde bir lokanta vardı, hala da vardır sanıyorum. Bir pazar günü hiç unutmam, öğleden biraz önce o sokaktan meydana çıkarken uzun bir masaya yayılmış 10-15 kişilik bir arkadaş/akraba grubunun tatlı tatlı muhabbet ettiğini görmüştüm. Orda burda dolaşarak ve Perugia'nın 100 yıllık Meydan Pastanesi'nde (Adı bu değildi elbette) dünyanın en güzel tiramisusunu yiyerek geçirdiğim saatlerd...

Mim geldi

Hüseyin Usta'dan  bir mim gelir bizlere, aman allah gözlere bak gözlere. Hayatımıza dair yedi şey yazılacakmış efenim. Ne bileyim, zor beah. Aslında şu yazı  bu işi baya bir halleder ama gene de bir deneyelim bakalım Uzun yıllardan beri olmam gereken yerde olmadığımı düşünüyorum, oraya ulaşmak için yaptıklarımla bir şey yapmamak arasındaki fark oldukça küçük. 9-10 yaşımdan beri, hep yaşımdan en az beş yaş olgun oldum. Hayat böyle istedi herhalde, şu günlerde kendimi kırklarımda gibi hissediyorum, ölmeden bir beş yıl önce de ölü gibi hissedeceğim, o zaman anlayacağım beş yıl içinde öleceğimi. Sık sık depresyona girerim, elim ayağım çalışmaz, eğer kendimi tamir ettirebileceğim bir teknik servise gidebiliyor olsaydım ilk önce buna baktırırdım Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde (Şaka değil, yanlış olmasın) Yalnız kalmayı severim. Bunun normalden on gün sonra doğduğum, yani içerde biraz fazla beklediğim için olduğunu düşünüyorum Bazen hapse girmek istiyorum. Hapse ...

Ben bunlara takılıyorum abicim!

Gülücük, tebessüm ve gülümseme kelimeleri minik gülme kelimeleridir. Birisi azcık bir espri yaptıysa gülücük alır, birinin aklına eskilerden güzel bir anı geldiyse mesela yüzünde tebessüm oluşur. Eğer çok gülüyorsak buna da kahkaha diyoruz. Şimdi gülücük veya tebessüm küçük gülüş isimleri, kahkaha ise büyük gülüşün ismi. Peki Türkçe'de bunların ortasında/arasında kalan bir gülmeye verilen isim nedir? Gülüş mü? Cümleyi kuramadım da ondan kafama takıldı. Polente'ye "dünyanın öbür ucunda gülücüklerinize/kahkahalarınıza sebep olabildiysem ne mutlu bana" yazmaya çalışıyorum ama ne gülücük ne de kahkaha, o orta gülme halini karşılamıyor. "Gülüşlerinize" de abes bir kullanım. Hadi bakalım! Ne diycem lan ben burda! not: işte ben bu yüzden twitter kullanamıyorum. 100 küsur harfte nasıl anlatayım lan ben bunu!

Aaa ne kadar enteresan

Kaherine Heigl, ki kendisi çok sevdiğimiz beğendiğimiz ve gelecek vadettiğini düşündüğümüz oyuncu bağyanlarımızdan, ülkemizin genç yeteneklerinden birisidir Showest ödülünü almış. Şimdi esas mesele o değil. Esas mesele ödülün kendisi. Yakından bakalım Katherine'in memelerine değil, ödüle odaklanın. Dikkatle bakın, daha dikkatle, bugünlerde etrafta gördüğünüz bir başka ödüle benziyor mu? Mesela Yeşilçam Ödüllerine? Ce eeee... Ne kadar enteresan öyle değil mi?

Hüzünlü Maymun Kumpanyası

Martılardan gençliğimin hesabını sormaya geldim mendireğe. "Yediniz ulan beni!" diyerek taş atıyordum onlara. Başkalarının kelimeleriyle oynuyordum kendi oyunumu. Şu uçan beyaz kuşa martı demeyi dedelerimizden biri bildi. "Şu"ya şu, "uçan"a uçan, "beyaz"a beyaz ve "kuş "a kuş diyen de o puşt dedelerimizden -hadi kadınların hakkını yemeyelim- o kaltak ninelerimizden biriydi zaten. Yıldızlar inatla yer değiştiriyordu. Galile (Ukalalık etme! Biz de biliyoruz tam adının Galileo Galilei olduğunu) inatla yıldızların değil dünyanın yer değiştirdiğini söylüyordu. Ben Galile'yi dövüyordum. Galile içip sarhoş oluyordu, "Ben sana ne yaptım? Niye dövüyosun ulan allahsız!" diye bağırarak ağlıyordu. Ben Galile'yi bir daha dövüyordum. Kozyatağı'ndaki evimin balkonunda oturup yıldızlı bir Bodrum akşamında aşık olacağım kızı düşünüyordum. Ama yıldızlı bir Bodrum akşamı yaşayıp yaşamayacağım, yaşasam bile yıldızlı bir Bodrum akş...