Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Zevcemle Tağtilin Dibine Vurduğumuz Yaz etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Evropa Yollarında 4000 Kilometre- 2.Kısım

İpsala gümrüğü bir uzun kapı. İçinde var evlisi sapı... kim kurmuş böylesi dandik bir yapı. Sevdiğim bu gümrük bizi çıkarmayacak. Yaban ellere bizi bırakmayacak. Hayatımda ilk defa bir gümrük kapısı görüyordum. Türkiye’de her zaman hayal ettiğinizle gerçekte karşılaştığınızın arasında babalar gibi farklar olur. Adliye Sarayı! Breh breh breh! İçinde cariyeler olmadığını bilirsiniz ama en azından gözünüzün önünde “vay babam vay vay vay” dedirtecek bir bina belirir. İş hanı kıvamında bir yer değil. Mahkeme Salonu! Ulan bizim salon bile daha büyük! İşte gümrük kapısı da öyle bir şey. Ana girişte bir otomatik kol var… yanında da gişe… içinde bir memur… memurda bir surat… Nazım Hikmet şiiri gibi oldu. Denizin üstünde ala bulut… yüzünde gümüş gemi… içinde sarı balık… dibinde mavi yosun… kıyıda bir çıplak adam… durmuş düşünür… Neyse dönelim memura. Memur, evde mesaiye gelirken bir yerlerde suratını düşürmüş. O derece suratsız. Çocuklarına acıyorsun adamın. Ama sana kim acıyacak? Memur acımayac...

Evropa Yollarında 4000 Kilometre- 1.Kısım

8 Haziran günü hızlı verilmiş bir kararla Evropa’ya çıktık. Hedefimiz Paris’e arabayla girip trafiğin anasını belleyen ilk Türk çift olmaktı. Kaldırımlara park edip, yaya geçitlerinden geçmeye çalışan yayaların ayaklarını ezecek, yeşil ışığın yanmasına fırsat vermeden önümüzdeki arabaya korna çalmaya başlayacak, sola ya da sağa dönerken sinyal vermek yerine pencereden çıkardığımız sigara tutan ellerimizin işaret parmaklarını kayıtsız bir rahatlıkla “bi saniye canım” der gibi kaldıracaktık. Amacımız Paris’te görülmemiş bir infial yaratmaktı. Üstelik bütün bunları Fransızlar’ın hala gece yatağa yattıklarında “Bu Pöti Nikola’ya ben oy atmadım, bizim hanım da atmadı, biliyorum. Peki kim seçti ulan bu herifi?” diye düşündükleri bir dönemde yapacaktık. Zaten Sarkozi’nin gelişiyle çöküntüye uğrayan sıradan Parisli’nin huzur ve güven ortamını sıradan bir takım İstanbul trafiği numarasıyla iyice sarsacak yavaş yavaş evlerini terk edip güneye göçmelerini sağlayacak, böylece kiraların düşmesinden...

ORİJİNALİZ ULAN BİZ!

Bu sabah yağmur var New York'ta. Hava fahrenaytla 60 gözünü sevdiğimin selsiyusuyla 16 derece civarında. Ekin içerde bilgisayarın başında ekşi sözlüğü tavaf etmekle meşgul. Bütün kanallarda birer yargıç var. Televizyonda mahkeme zamanı. Üstümde uzun kollu ince bir süvetşört, altımda şort, ayağımda çoraplar ve sandaletler, üşüyorum tiril tiril. Buçuklu bina numaraları var sokaklarda. Garip ama gerçek. Mesela kahvemizi aldığımız Porto Rico Kahve Kampani'nin numarası 40 ½. (Bu arada yazının bir sayfasını yazmıştım ki bilgisayar kilitlendi, hiç adetim olmamasına rağmen yazdıklarımı kaydetmediğim için şimdi yeniden yazıyorum. Aynı şeyi ikinci kere yazmaya kalktığında farklı şeyler yazıyor olman da çok enteransan evet “enteransan” bir şey) Kahveci dükkanı sadece kahve ve çay satıyor, içeride insanı şaşırtacak kadar çok türde kahve var. Ama fransız vanilyası, fındık aroması vıcıklığında değil. Meksika, Porto Rico, Jamaica kahvelerinin farklı pişirilmişleri, farklı daneler, bazıları ço...