İpsala gümrüğü bir uzun kapı. İçinde var evlisi sapı... kim kurmuş böylesi dandik bir yapı. Sevdiğim bu gümrük bizi çıkarmayacak. Yaban ellere bizi bırakmayacak. Hayatımda ilk defa bir gümrük kapısı görüyordum. Türkiye’de her zaman hayal ettiğinizle gerçekte karşılaştığınızın arasında babalar gibi farklar olur. Adliye Sarayı! Breh breh breh! İçinde cariyeler olmadığını bilirsiniz ama en azından gözünüzün önünde “vay babam vay vay vay” dedirtecek bir bina belirir. İş hanı kıvamında bir yer değil. Mahkeme Salonu! Ulan bizim salon bile daha büyük! İşte gümrük kapısı da öyle bir şey. Ana girişte bir otomatik kol var… yanında da gişe… içinde bir memur… memurda bir surat… Nazım Hikmet şiiri gibi oldu. Denizin üstünde ala bulut… yüzünde gümüş gemi… içinde sarı balık… dibinde mavi yosun… kıyıda bir çıplak adam… durmuş düşünür… Neyse dönelim memura. Memur, evde mesaiye gelirken bir yerlerde suratını düşürmüş. O derece suratsız. Çocuklarına acıyorsun adamın. Ama sana kim acıyacak? Memur acımayac...