Ana içeriğe atla

Evropa Yollarında 4000 Kilometre- 2.Kısım

İpsala gümrüğü bir uzun kapı. İçinde var evlisi sapı... kim kurmuş böylesi dandik bir yapı.

Sevdiğim bu gümrük bizi çıkarmayacak. Yaban ellere bizi bırakmayacak.
Hayatımda ilk defa bir gümrük kapısı görüyordum. Türkiye’de her zaman hayal ettiğinizle gerçekte karşılaştığınızın arasında babalar gibi farklar olur. Adliye Sarayı! Breh breh breh! İçinde cariyeler olmadığını bilirsiniz ama en azından gözünüzün önünde “vay babam vay vay vay” dedirtecek bir bina belirir. İş hanı kıvamında bir yer değil. Mahkeme Salonu! Ulan bizim salon bile daha büyük!

İşte gümrük kapısı da öyle bir şey. Ana girişte bir otomatik kol var… yanında da gişe… içinde bir memur… memurda bir surat… Nazım Hikmet şiiri gibi oldu. Denizin üstünde ala bulut… yüzünde gümüş gemi… içinde sarı balık… dibinde mavi yosun… kıyıda bir çıplak adam… durmuş düşünür…

Neyse dönelim memura. Memur, evde mesaiye gelirken bir yerlerde suratını düşürmüş. O derece suratsız. Çocuklarına acıyorsun adamın. Ama sana kim acıyacak? Memur acımayacak elbette. O haziran sıcağında o kutu kadar yerde oturmaktan zaten acımasız hale gelmiş. Yıllardır senin gibiler gelir gider, o ordan hiç kalkmaz. Sen acemi olabilirsin ama o kaşar. Pencereyi açtım. “Merhaba, biz dışarı çıkacaktık da” gibisinden süper saçma bir cümleyle açılış yaptım. Ama o açılışların adamı değil. Açılışlarla işi biteli çok olmuş onun. Ön sevişme sevmez, direk dalar. “Ehliyet, ruhsat, triptik!” dedi. Ne bekliyordun ki? “İpsala sınır kapımıza hoş geldiniz, sizi bu sınırlar dahiline alabilmemiz için önce ehliyetinizi, sonra ruhsatınızı, sonra da triptikinizi vermeniz gerekmektedir” Nah! İşin kötüsü sana kendini duyurmak gibi bir derdi yok adamın. Sadece bir kolun girebileceği kadar aralanmış pencereden “Ehlytrhsttrptk” gibi sesli harfi olmayan bir cümle kuruyor. Sen o cümleyi kulağından alıp, Türk bürokrasisinin bunca yıldır sana verdiği “memurla nasıl konuşulur, memur ne derken ne demek ister” eğitimiyle, bulunduğun devlet dairesinin göreviyle, “Ulan ne iştemiş olabilir bu herif?” cümlesiyle harmanlayıp sonuca ulaşıyorsun…

Ama onlar bunu neden yapıyorlar! Sen niye çıkmak istiyorsun kardeşim bu aziz vatan torpağının sınırları dışına! Bok mu var dışarıda! Böyle bir kendini bilmezlik, bir çıtkırıldımlık, bir burcuvalık. Yok dünyayı görmek istiyormuş, yok ülkeye dışardan bakmak istiyormuş! Neden? Türkün Türk’ten başka dostu yoktur. Bundan başka Türkiye yoktur! Bunu sana ilkokulda öğretmediler mi? Türkiye ayrı bir gezegendir dünyanın gerisi ayrı bir gezegendir. Ararsın oğlum dışarıda bak şimdiden söylüyorum! Olsun ben gene gidecem diyorsan buyur çık git, dolaşır dolaşır dönersin kürkçü dükkanına. Ha bak o zaman da ben seni geri alır mıyım… işte ondan çok emin değilim anam…

Son kez soruyorum hala çıkmak konusunda kararlı mısın? Evet mi! Yürü git şerefsiz seni!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Makinalaşmak İstiyorum" Şiiri Üzerine

Virgillius'un şu yazısını okuduktan sonra bir cevaba girişip yorum kısmına koyacak oldum. Fekat yorumun limitlerinin almayacağı bir yazıya dönüştüğü için yazacaklarım, buraya almaya uygun görmüş bulunmaktayım efenim. Üstat hazır sen yokken meydanı boş bulup atıp tutayım biraz. “Makinalaşmak İstiyorum” şiiri Nazım Hikmet'in şiirinin gelişme döneminde denediği Fütürist akım dahilindeki bir iki şiirinden birisidir. Fütürist akım İtalya'da Marinetti tarafından başlatılmış daha sonra özellikle Rusya'da faşizme olan açık desteği paranteze alınarak geçmişe dair herşeyi reddeden cesur tavrı öne çıkarılarak Mayakovski ve Hlebnikov tarafından uygulanmıştır. Mayakovski'nin şiirinin bu kadar sert, açık ve kavgacı olmasının sebebi şairin manyak bakan gözleriyle birlikte bu akımdır. Nazım Hikmet'in KUTV'da eğitim görürken okuduğu ve çarpıldığı bu şiir biçimine öykünerek yazdığı bir şiirdir “Makinalaşmak İstiyorum” Biçimsel olarak oldukça özel bir yer tutar Türk şii...

Çapkınım Hovardayım 38 yaşındayım

Adım Caput göbek adım Bahtiyar. 11'de yediğim Mc Donalds'dan sonra iki saat sızdım. Gecenin birinde uyandım . Artık sabaha kadar buradayım belli ki. İki saat sonra uyandım ve dedim: “38 yaşındayım” 38 yaşındayım ve artık hiçbir şey bana anormal gelmiyor. Bir film çektim daha vizyona çıkmadı. Bir kitap yazdım henüz basılmadı. Dünyayı dolaşıyordum yarım kaldı. Uçurumun kenarındayken sormuştum kendime: “Bu dünyadan ne bekliyorsun Caput?” diye. Üç cevap bulmuştum. Film çekmek, kitap yazmak ve dünyayı dolaşmak. Bir sene kadar önce blog yazmayı bıraktım. Yazmaktan, yani hayal kurmaktan yorulmuş bir adam olarak. “Yazmak için Yaşamak” beynime tohumlarını ektiğinden beri böyleydi bu. Yazmak, sürekli yazmak, bir yazar sürekli yazar. İyi amk bir yazar sürekli yazar da bir yazar arasıra da okunur ama… 38 yaşındayım ve hiçbir şey beni şaşırtmıyor. İri cüsseli bir adamım, Balzac kadar çok yerim ama onun kadar iyi yazamam. Günde iki paket sigara içerim. Vücudum “yapma bunları bana” d...

Mahur Beste

Fizy'den Mahur Beste'yi dinlerken aklıma geldi de, benim hiç Müjgan diye arkadaşım olmadı. İçinde J harfi olan isimlere ayrı bir sevgim, saygım vardır zaten ama Müjgan'ın yeri ayrı. Aranızda hiç Müjgan var mı? Arkadaş olsak onunla. Mahur beste çalınca ağlaşsak karşılıklı? İçinde J geçen başka hangi isimler var bu arada? Jale, Jülide, Müjde (Janset Jülyet onları saymıyorum) Nejat var erkeklerden. Başka aklıma gelmedi, var mı bilen hatırlayan? edit: Burju SıdqıSıyrıque'dan Tijen ve Nejdet geldiler efenim Ojuz'da Ojuz'un nesi kötü annamıyorum ki diyerek katıldılar :) edit 2: Baskıyı durdurun! Ceren'den çok önemli bir ekleme geldi! Ajda! Bu nasıl unutulur, nasıl ilk akla gelenlerden olmaz! Halbuki en çok duyduğumuz J'li isimdir herhalde kendileri. Bravo Ceren. edit 3: Akşam baskısına girin! JoA'dan Tanju geldi. Var mı başka arttıran? edit 4: İhale JoA'da kalmak üzere. Tanju, Ejder ve Ajdar'la fırtına gibi bir giriş yaptı JoA. Jidden...