Ana içeriğe atla

Viz viz viz Heviz-2

Bisiklet turu sırasında anayollardan sıkılıp toprak yollara dalıyoruz. Biraz ilerleyince beyaz, upuzun boynuzlu Macar mandaları çıkıyor karşımıza, hemen arkasından da zincirlerini kırmaya çalışarak havlayan köpekleri görünce daha da toprak yollara dalıveriyoruz. Ulan nereye gidiyoruz biz diye düşünüyorum bir yandan, bir yandan da burada kaybolsan ne yazar, sonuçta bütün yollar Heviz’e çıkar anasını satıyim.

Bir yerden sonra toprak yol toprak olmaktan çıkıp otlak yol halini alıyor. Uzun zamandır kimse geçmediği için yolu ot bürümüş. Yolun sonunda minik bir köprü, köprünün ucunda duran bir de motosiklet görüyoruz. Yakınlaşınca köprünün aynı zamanda, altındaki dereyi durduran minik bir baraj olduğunu görüyoruz. barajın diğer tarafında insan boyunda derinliği olan suyu müthiş berrak minik bir gölet var, içinde biraz önce gördüğümüz motosikletin sahibi yüzmekte. Maalesef erkek. Kısa bir süre için tip tip bakışıyoruz kendisiyle. Birbirini hiç tanımayan erkeklerin etrafta başka kimse yoksa yaptıkları bir şeydir bu. Sonra ben Heviz’e nasıl gideriz diye soruyorum. Sıfır İngilizce. Bende elimle göstererek “Heviz? Heviz?” diyorum. O da bize arkamızda kalan dereyi göstererek “Viz, viz, viz Heviz” diyor. Anlaşıldı mesele, dereyi akıntının tersine takip edersek Heviz’e çıkarız. Adamın yüzdüğü dereye atlamamak için kendimi zor tutuyorum. Kararlıyım, ertesi gün, mayomla buraya yeniden gelip yüzeceğim.

Ama ertesi gün havanın ibnelik yapacağı tutuyor, yağmurlu, pencereden bakıyoruz Arap kızları gibi, zaten burada kıza değilse de Arap’a en çok benzeyen bizleri. N’olacak bu dizi, ne bok yiyeceğiz diye pencerelerden bakıp iç geçirmekten, sıkım sıkım sıkılmaktan daral geliyor artık bana. Akşam çimlerin üstüne oturup durum değerlendirmesi yapıyoruz. Burada daha fazla kaç gün daha kalınmaya katlanılabilir. Kalınırsa bütün tatil köyünü yakmak için nasıl bir planlama içine girmek gerekir. Üç plan sunuyorum Yılmaz’ın önüne. Bir, atlayıp arabaya, Viyana’ya gidilebilir, iki, atlayıp arabaya Budapeşte’ye dönülebilir, üç, atlayıp uçağa İstanbul’a dönülebilir. Viyana’da karar kılıyoruz. Hemen otel rezervasyonunu çakıyorum. Ertesi sabah uyanır uyanmaz atlıyoruz arabaya. İki yüz küsur kilometrelik yeşillikler içinde bir yol. Geniş ovalar, yolun iki yanında ağaçlar. Pastoral manzaralar içinde yol alıyoruz, saatte maksimum doksan kilometreyle. Pazar sabahı televizyonu açtığımda folklör gösterisi seyretmeyeceğim bir ülkeye ulaşacağımı umuyorum. Yolun ortalarına doğru acıkıyoruz. Bir yol kenarı lokantası görüp duruyoruz. Macaristan’da yediğim hiçbir yemekten tad almadığımı söylersem acımasız davranmış olmayacağımı düşünüyorum. Burada yediğimden bir numara anlamıyorum. Neden böyle olduğunu da anlamıyorum, sıcaktan mı benden mi yoksa yemeklerden mi bilmiyorum. Yol üstünde sürekli müstakil evler görüyoruz, apartman yapmaya uğraşmamışlar, yer bol nasıl olsa. Şehir (daha doğrusu kasaba) içine girdiğimiz anda 50 km’yi gösteriyor GPS, zaten o göstermese de öndeki arabalar yavaşlayınca ben de yavaşlamak zorunda kalıyorum. Almanya yenik sayılınca hesabı. Kasabaların yol üstünde bir tane otobüs durakları var, bir gelişte bir gidişte yani, insanlar orada otobüs bekliyorlar. Yanlarından geçerken yüzlerine bakıyorum. Dalgınlar sanki, gülümseyen yok, kendi arasında konuşan hiç yok. Bekliyorlar. Macaristan’da üstüme üstüme gelen şeylerden bir tanesi bu oldu sanırım. Hedef yok sanki, amaç yok, kendinden ya da etrafından memnun olmama yok, kabulleniş var. İdealist, hayalperest, tutkulu, coşkun, öfkeli, aniden parlayan, deli… daha bir çok sıfat sayabilirim Macarlarda karşılığını bulamadığım.

Ve birdenbire Avusturya’ya giriyoruz. Burada da Fransa-İtalya sınırında olduğu gibi terkedilmiş gibi sınır kapısı var. Hayalet şehir gibi buralar. Eskiden arabaların yanaştığı, polislerin pasaport kontrolü yaptığı kutu-vezneler bomboş şimdi. Avrupa Birliği’ni en net olarak böyle yerlerde hissediyor insan. Sınır yok artık, istersen buradan geç, istersen tarlanın içinden, burası Avrupa Birliği. Avusturya’ya elimizi kolumuzu ve muhtelif yerlerimizi sallayarak giriyoruz. Karşımıza çıkan ilk kasaba Eisenstadt. Malatya’nın kayısısı, İzmit’in pişmaniyesi, İzmir’in kızları ünlüdür ya, Eisenstadt’ın da Haydn’ı ünlü. Temmuz’un ortasında bir Haydn festivali var. İnsanın kafası ister istemez karışıyor. Avusturya burası, dünyaca ünlü bir çok beyni çıkaran ülke. Ve sen ülkeye girer girmez kayısısıyla ünlü bir kasabadan değil, klasik müzik dehasıyla ünlü bir kasabadan geçiyorsun. Ben, Türkiye, üretmek, onlar, Avusturya, kayısı, klasik müzik, kasaba, nasıl, niçin, niye, nereye kadar? Viyana’ya gidene kadar aklımda bunlar dolanıp duruyor. Bir türlü işin içinden çıkamıyorum.

Ve sonunda Viyana'ya ulaşıyoruz.

Yorumlar

polente dedi ki…
Hah nihayet, bunlar reytingi kaybetmemek için dizi numaraları di mi böyle bölüm bölüm.
Adsız dedi ki…
Ya ananasıyla, mangosuyla ünlü bir kasabadan geçiyor olsaydın?
Adsız dedi ki…
Gökhan yeni yazı yazmanı, blog entry yapmanı talep ediyorum. Hani müşteri mutluluğu en önce geliyordu? Hani bazıları için fontlar, renkler bile değişiyordu?
Viz viz viz heviz nereye kadar Gökhan? Halk seni yeni yazılarınla görmek istiyor.

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Makinalaşmak İstiyorum" Şiiri Üzerine

Virgillius'un şu yazısını okuduktan sonra bir cevaba girişip yorum kısmına koyacak oldum. Fekat yorumun limitlerinin almayacağı bir yazıya dönüştüğü için yazacaklarım, buraya almaya uygun görmüş bulunmaktayım efenim. Üstat hazır sen yokken meydanı boş bulup atıp tutayım biraz. “Makinalaşmak İstiyorum” şiiri Nazım Hikmet'in şiirinin gelişme döneminde denediği Fütürist akım dahilindeki bir iki şiirinden birisidir. Fütürist akım İtalya'da Marinetti tarafından başlatılmış daha sonra özellikle Rusya'da faşizme olan açık desteği paranteze alınarak geçmişe dair herşeyi reddeden cesur tavrı öne çıkarılarak Mayakovski ve Hlebnikov tarafından uygulanmıştır. Mayakovski'nin şiirinin bu kadar sert, açık ve kavgacı olmasının sebebi şairin manyak bakan gözleriyle birlikte bu akımdır. Nazım Hikmet'in KUTV'da eğitim görürken okuduğu ve çarpıldığı bu şiir biçimine öykünerek yazdığı bir şiirdir “Makinalaşmak İstiyorum” Biçimsel olarak oldukça özel bir yer tutar Türk şii...

Çapkınım Hovardayım 38 yaşındayım

Adım Caput göbek adım Bahtiyar. 11'de yediğim Mc Donalds'dan sonra iki saat sızdım. Gecenin birinde uyandım . Artık sabaha kadar buradayım belli ki. İki saat sonra uyandım ve dedim: “38 yaşındayım” 38 yaşındayım ve artık hiçbir şey bana anormal gelmiyor. Bir film çektim daha vizyona çıkmadı. Bir kitap yazdım henüz basılmadı. Dünyayı dolaşıyordum yarım kaldı. Uçurumun kenarındayken sormuştum kendime: “Bu dünyadan ne bekliyorsun Caput?” diye. Üç cevap bulmuştum. Film çekmek, kitap yazmak ve dünyayı dolaşmak. Bir sene kadar önce blog yazmayı bıraktım. Yazmaktan, yani hayal kurmaktan yorulmuş bir adam olarak. “Yazmak için Yaşamak” beynime tohumlarını ektiğinden beri böyleydi bu. Yazmak, sürekli yazmak, bir yazar sürekli yazar. İyi amk bir yazar sürekli yazar da bir yazar arasıra da okunur ama… 38 yaşındayım ve hiçbir şey beni şaşırtmıyor. İri cüsseli bir adamım, Balzac kadar çok yerim ama onun kadar iyi yazamam. Günde iki paket sigara içerim. Vücudum “yapma bunları bana” d...

Mahur Beste

Fizy'den Mahur Beste'yi dinlerken aklıma geldi de, benim hiç Müjgan diye arkadaşım olmadı. İçinde J harfi olan isimlere ayrı bir sevgim, saygım vardır zaten ama Müjgan'ın yeri ayrı. Aranızda hiç Müjgan var mı? Arkadaş olsak onunla. Mahur beste çalınca ağlaşsak karşılıklı? İçinde J geçen başka hangi isimler var bu arada? Jale, Jülide, Müjde (Janset Jülyet onları saymıyorum) Nejat var erkeklerden. Başka aklıma gelmedi, var mı bilen hatırlayan? edit: Burju SıdqıSıyrıque'dan Tijen ve Nejdet geldiler efenim Ojuz'da Ojuz'un nesi kötü annamıyorum ki diyerek katıldılar :) edit 2: Baskıyı durdurun! Ceren'den çok önemli bir ekleme geldi! Ajda! Bu nasıl unutulur, nasıl ilk akla gelenlerden olmaz! Halbuki en çok duyduğumuz J'li isimdir herhalde kendileri. Bravo Ceren. edit 3: Akşam baskısına girin! JoA'dan Tanju geldi. Var mı başka arttıran? edit 4: İhale JoA'da kalmak üzere. Tanju, Ejder ve Ajdar'la fırtına gibi bir giriş yaptı JoA. Jidden...