Ana içeriğe atla

fenerbahçem, arızalı sevgilim



Ben yazacaktım ama uğur meleke bu yazısıyla benden önce davrandı. ben gene de araştırmacı gazetecilik görevimi yerine getireyim.


Şimdi efendim bu Porto maçını seyrettikten sonra insanın kafasını duvardan duvara vurmaması mümkün değil. Roberto Carlos'un 25 milyon fenerbahçeliyle birlikte seyrettiği ortadan sonra yediğimiz ilk gol beni düşüncelere gark etti. Ne güzel sol bekte aslanlar gibi bir Carlosumuz var diye düşünürken geçen sene Sevilla maçından sonra Carlos'u bir daha göremez olduk. İçimize gömdük kuşkularımızı. Yaptığı hataları kalbimize gömdük. Ama Porto'nun ilk golüyle takke düştü, Carlos'tan başlayarak Fenerbahçe takımının komple takkesi düştü, keli göründü.

Carlos'un yedeği var mı? Yok. Uğur Boral'ın yedeği var mı? Sakat. Gökhan Gönül'ün yedeği var mı? Var ama o da Edu'nun yerinde oynuyor. Peki Edu nerde? Sakat. Volkan Demirel'in yedeği var mı? Var, onun da adı Volkan ama herkes sanki el bombası taşıyormuş gibi korkuyor ondan. Sonra n'oluyor Volkan müthiş yeteneklerinin zekayla birleşmediğini gösteren hareketler sonucunda kırmızı kart yiyor. Biz de el bombası tutan çocuğa kalıyoruz, Gençlerbirliği maçında o bomba patlamadı diye seviniyoruz. Şu halimize bak ya!


Topu Luganodan alıp al-verlerle Alex'e taşıyan bir Mehmedim vardı benim Orelyom. O nerde? Bir sebepten gitti. Yerinde kim var. Maldonado var, yan topçu, Josico var, bir maç oynadı sonra o da sakat, Selçuk diye bir arkadaş var nerede olduğunun farkında değil. Deniz diye bir kardeşimiz vardı önce sakat, sonra sinirli. Ha pardon ya biz Emre'yi aldık di mi bu sene? Emre futbolun sahanın dikine oynandığını unutmuş, habire enine oynuyor, onun oynadığı alanda kale yok ne gam. Alıyor topu anında veriyor Carlos'a, alıyor topu anında veriyor Maldonado'ya. Alex en sonunda dayanamıyor, verin lan şu topu allah belanızı versin diyerek ta kendi kalesinin önüne kadar geliyor. O zaman da Güiza'yla aralarında atmış metre oluyor.


Güiza'yı stadda seyretmek daha büyük acı. Çocuk çırpınıyor, deplase oluyor, çapraz koşu yapıyor ama onun boşalttığı alana hayaletler koşuyor sadece. Neden çünkü çift forvet oynamıyor takım, oynasa bile Semih sakat!


N'oluyor abicim bu takıma. Bu kadar sakat olunca ve bu sakatlar maç sırasında değil durup dururken sakatlanınca insan ister istemez soruyor. Nasıl bir yükleme yapıldı ki bu adamlara çöktüler! Dede "çok sakatım var" diye ağlayıp duruyor. Ben mi sakatladım dede onları! Ben sakatlamadıysam kim sakatladı! Sakat kelimesinden tiskindim genç yaşımda be!


Öyle bir Porto'nun karşısında oynuyoruz ki, bu Porto'yu yenmemek için özel uğraş gerekiyor. Biz de uğraşıyoruz anasını satayım! Bak gene delirdim gece gece.


Ben bunu anlamıyorum. Fenerbahçe Avrupa'nın en büyük takımlarından birisi haline gelmeye çalışıyor ya, bu "en büyük" takımlar her sene kadrolarına içerden dışarıdan bir takım takviyeler yaparlar. Bazıları göbekten alınan oyunculardır, banko oynayacak oyuncular, bazıları da yetenekli gençlerdir, parlar, kendilerini gösterirlerse takıma girerler. Biz ne yapıyoruz, "kadroyu koruyoruz" bu mudur yani? Bu mu bizim korunmuş kadromuz. Kim koruyorsa çok kötü koruyor, ortalık sakattan geçilmiyor. Herkesin yedeği sakat, takımda rekabet sıfıra inmiş durumda. Nasıl olsa s.ke s.ke beni oynatacak anasını satayım halinde herkes. Oh ne güzel!


Bu sene içeriden aldığımız kim var? Bir taktık Topuz Topuz. Bu ülkenin birinci liginde ya da ikinci ligindeki hiçbir oyuncu İlhan Parlak kadar bile gelecek vadetmiyor mu? Bi tane mi sol açık yok anasını satayım Uğur Boral'ı panikletecek. Vardır mutlaka. Ama alınmıyor. Neden? Çünkü biz kadromuzu koruyoruz.


Gençlerbirliği maçında kendimi dua ederken buluyorum. "Allam sen Alex'e zeval verme, sakatlık gösterme yarabbi." derken. Peki Alex gidince ne olacak? Hiç kimse düşünmek bile istemiyor bunu zaten. Paradigmayı değiştirmek gerekiyor acilen. Alexsiz bir Fenerbahçe'yi şimdiden düşünmek, ara sıra yarım saatliğine olsa da işleme koymak gerekiyor.
Dönelim Carlos'a. Madem bu adam ileriye gitmeyi bu kadar seviyor ve artık hızla dönemeyecek kadar ağırlaştı ve de onun açığını kimsecikler kapatmıyor, çek sol açığa Carlos'u, hem presini yapsın, hem hücuma gönlünce katkı. Gökhan Gönül'ü de aynı şekilde koy sağ açığa. Kazım gitsin dansetsin tribünde, hatta komple gitsin ocak ayında ayrılmak istiyormuş madem, hemen gitsin. Cesur bir takım hamleler yapmak gerekiyor. Ama Dede Uğur'u çıkarıyor alıyor Emre'yi-Semih'i, Kazım'ı çıkarıyor alıyor Burak'ı. Zico da yapıyordu zaten bunları, yirmi dakka geç yapıyordu ama yaptığı buydu, ha pardon bi de Kejo'yu çıkarıp Semih'i koyuyordu. Sistem değişmiyor sadece oyuncular değişiyor. Sen o sistemle açamamışsın zaten kilidi, oyuncuları değiştirince de açılmıyor ki.


Güiza'ya ofsayta düşmeden önce derinlemesine top atarsan süper tehlike, pres altındayken atarsan Kejo'dan tek farkı topu kaybettikten sonra geri almak için götünü yırtması. Ama sen kaç tane öyle top atıyorsun Güiza'ya? Toplasan beş. Bu takımın golünü kim atacak o zaman?


Bir karışıklık, bir oturmamışlık var bu çok net. Geçen sene tıkır tıkır top oynayan bir takımın bir tek Markus Orelyus'un gidişiyle bu hale geldiğine inanmak da mümkün değil. Bir arıza var acilen düzeltilmesi gereken, takım meme yapmış durumda. Ama Dede diyor ki 5-6 ay sonra toparlanırız. Bana de o zaman "bu seneyi kaybedilmiş sayın, gelecek sene taş gibi olucaz" ben de hesabımı ona göre yapayım


Bu arada bir cümle de aslan futbol yorumcusu abilere. Bu sene Fener yarı final oynamazsa başarılı sayılmaz, öyle diyorlar. Babam bu takım on senedir çeyrek final oynuyor da geçemiyor mu? Ben mi aynı Fener'i seyretmiyorum yoksa. Yoksa sizin futbolculuk kariyerinizde dört tane şampiyonlar ligi şampiyonluğu var da ben mi bilmiyorum. Bi durun da! Bi durun!


Herşeye rağmen seviyorum seni. Fenerbahçem, arızalı sevgilim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Makinalaşmak İstiyorum" Şiiri Üzerine

Virgillius'un şu yazısını okuduktan sonra bir cevaba girişip yorum kısmına koyacak oldum. Fekat yorumun limitlerinin almayacağı bir yazıya dönüştüğü için yazacaklarım, buraya almaya uygun görmüş bulunmaktayım efenim. Üstat hazır sen yokken meydanı boş bulup atıp tutayım biraz. “Makinalaşmak İstiyorum” şiiri Nazım Hikmet'in şiirinin gelişme döneminde denediği Fütürist akım dahilindeki bir iki şiirinden birisidir. Fütürist akım İtalya'da Marinetti tarafından başlatılmış daha sonra özellikle Rusya'da faşizme olan açık desteği paranteze alınarak geçmişe dair herşeyi reddeden cesur tavrı öne çıkarılarak Mayakovski ve Hlebnikov tarafından uygulanmıştır. Mayakovski'nin şiirinin bu kadar sert, açık ve kavgacı olmasının sebebi şairin manyak bakan gözleriyle birlikte bu akımdır. Nazım Hikmet'in KUTV'da eğitim görürken okuduğu ve çarpıldığı bu şiir biçimine öykünerek yazdığı bir şiirdir “Makinalaşmak İstiyorum” Biçimsel olarak oldukça özel bir yer tutar Türk şii...

Çapkınım Hovardayım 38 yaşındayım

Adım Caput göbek adım Bahtiyar. 11'de yediğim Mc Donalds'dan sonra iki saat sızdım. Gecenin birinde uyandım . Artık sabaha kadar buradayım belli ki. İki saat sonra uyandım ve dedim: “38 yaşındayım” 38 yaşındayım ve artık hiçbir şey bana anormal gelmiyor. Bir film çektim daha vizyona çıkmadı. Bir kitap yazdım henüz basılmadı. Dünyayı dolaşıyordum yarım kaldı. Uçurumun kenarındayken sormuştum kendime: “Bu dünyadan ne bekliyorsun Caput?” diye. Üç cevap bulmuştum. Film çekmek, kitap yazmak ve dünyayı dolaşmak. Bir sene kadar önce blog yazmayı bıraktım. Yazmaktan, yani hayal kurmaktan yorulmuş bir adam olarak. “Yazmak için Yaşamak” beynime tohumlarını ektiğinden beri böyleydi bu. Yazmak, sürekli yazmak, bir yazar sürekli yazar. İyi amk bir yazar sürekli yazar da bir yazar arasıra da okunur ama… 38 yaşındayım ve hiçbir şey beni şaşırtmıyor. İri cüsseli bir adamım, Balzac kadar çok yerim ama onun kadar iyi yazamam. Günde iki paket sigara içerim. Vücudum “yapma bunları bana” d...

Mahur Beste

Fizy'den Mahur Beste'yi dinlerken aklıma geldi de, benim hiç Müjgan diye arkadaşım olmadı. İçinde J harfi olan isimlere ayrı bir sevgim, saygım vardır zaten ama Müjgan'ın yeri ayrı. Aranızda hiç Müjgan var mı? Arkadaş olsak onunla. Mahur beste çalınca ağlaşsak karşılıklı? İçinde J geçen başka hangi isimler var bu arada? Jale, Jülide, Müjde (Janset Jülyet onları saymıyorum) Nejat var erkeklerden. Başka aklıma gelmedi, var mı bilen hatırlayan? edit: Burju SıdqıSıyrıque'dan Tijen ve Nejdet geldiler efenim Ojuz'da Ojuz'un nesi kötü annamıyorum ki diyerek katıldılar :) edit 2: Baskıyı durdurun! Ceren'den çok önemli bir ekleme geldi! Ajda! Bu nasıl unutulur, nasıl ilk akla gelenlerden olmaz! Halbuki en çok duyduğumuz J'li isimdir herhalde kendileri. Bravo Ceren. edit 3: Akşam baskısına girin! JoA'dan Tanju geldi. Var mı başka arttıran? edit 4: İhale JoA'da kalmak üzere. Tanju, Ejder ve Ajdar'la fırtına gibi bir giriş yaptı JoA. Jidden...