Ana içeriğe atla

New York Sokaklarında-7

Döndüm.

Ama hala ruhum orda. Özgürlükler ülkesi. Pembe şortlu 60 yaşında gey amcaların kanişlerini gezdirebildikleri şehir. Yürürken bir kere bile ayağımı burkmadığım kaldırımlar. Attığım topun hep bana geri geldiği asfalt. Taze kahve kokusu. Çin-Vietnam-İtalyan-Hint hangi restoran olursa olsun bulaşıklarını kısa boylu, çalışkan, İnka-Maya melezi Hispanikler yıkar. Sabah sekizde dükkanın önünde duran minibüslerden kasa kasa yabanmersini taşırlar içeri.

Bütün evsizler savaş gazisi olduğunu iddia eder önlerine koydukları yazılı kartonda. Biz sözlü kültürden geliriz. Dilenirken bile ağzımız laf yapar. Onlar yazılı kültürden gelir. Derdini bir kartona yazar. "En berbat doğumgünüm. Otobüs bileti için paraya ihtiyacım var. Yardım lütfen." Sana bir hikaye sunuyor. Bu hikayeyi kabul ediyorsan malı satın alıyorsun.

Kriz yüzünden bütün reklamlar ne kadar tasarruf edileceğine dayalı. TTNet kullanırsanız 100 dolar tasarruf ediyorsunuz. Hayır, asıl Smile kullanırsanız 300 dolar tasarruf ediyorsunuz. bizim arabayı alın, bakın çok ciddi tasarruf edeceksiniz. Mobilyalarınızı değiştirelim, 2011'e kadar taksitlerinize faiz işletmeyelim. Bundan daha iyi tasarruf mu olur. O kadar çok ve çabuk tüketiyorlar, tüketmeye o kadar çok alışmışlar ki tasarrufu da ancak tüketim üzerinden yapabiliyorlar. Bir kenara para koy güzel kardeşim diyen yok.

New York Times'da çok güzel bir yazı okudum. Bugün yaşanan her bokun altında Reagan döneminin politikalarının yattığını söyleyen. New Deal'den beri süregelen "aman dikkat edin" politikalarına son veriyorlar, onun yerini "yürüyün arkadaşlar kim tutar sizi!" dönemi başlıyor. Sonu da bugün yaşadıkları büyük durgunluğa varıyor işte. Bir istatistik: Bir Amerikalı her ay gelirinin yüzde 112'sini harcıyor. Herşey istikarlı gittiği sürece sorun yok. Ama herşey istikrarlı gitmiyor artık. Her sokakta en az bir ya da iki tane kiralık yazan boş dükkan var. Daha önce yoktu. Eskisi gibi yaşamaya çalışsalar da durgunluk okunuyor.

New York'ta ne yok? Aşk yok mesela. Aşka dair gördüğümüz tek şey bir evlilik teklifiydi. Central Park'ın içindeki yapay göllerden birinde tekne gezisi yapılabiliyor. Bir de gondol koymuşlar, her yerden bir şeyler apartacaklar ya. Gölün üstündeki köprünün karşısına oturduk. Gondol köprünün altından çıkageldi. İçinde iki beyaz. Arkada gondolcu amca Frank Sinatra'dan şarkılar söylüyor. Kiç üstümüze üstümüze geliyor resmen. Köprüyü geçer geçmez bir hareketlilik. Gondolcu amca küreğim müreği bıraktı, bir yerden bir fotoğraf makinesi çıkardı, adam diz çöktü, kadına yüzüğü uzattı, dünyalar kadının oldu. Kabul etti, biz alkışladık, gondolcu amca fotoğraf çekerek o anı ölümsüzleştiriyor. Kadın adamın varlığını unutuyor, yüzüğe kilitleniyor. Şampanya açılıyor. Gülümsüyoruz. Aşka dair gördüğüm başka hiçbir şey yok.

Bu şehir insanı gülümsetiyor. Çok yoğun, çok sıkışık, çok koşturmacalı filan olduğunu söylüyorlar insanlar. Yorulduklarını ima ediyorlar. İstanbul görmedikleri için gülüp geçmek gerekiyor. Burası benim cennetim. Bir yandan pis bir yandan temiz, bir yandan küf kokuyor bir yandan müthiş ferah, güzel insanlar, çirkin insanlar, eksantrik insanlar, sıradan insanlar, inanılmaz bir çeşitlilik... her fotoğrafı kazıyorum aklıma. Kelimenin gerçek anlamıyla dünyanın "her" yerinden insan, bir tek ve ortak dili konuşuyor burada. Babil, aslında New York.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Makinalaşmak İstiyorum" Şiiri Üzerine

Virgillius'un şu yazısını okuduktan sonra bir cevaba girişip yorum kısmına koyacak oldum. Fekat yorumun limitlerinin almayacağı bir yazıya dönüştüğü için yazacaklarım, buraya almaya uygun görmüş bulunmaktayım efenim. Üstat hazır sen yokken meydanı boş bulup atıp tutayım biraz. “Makinalaşmak İstiyorum” şiiri Nazım Hikmet'in şiirinin gelişme döneminde denediği Fütürist akım dahilindeki bir iki şiirinden birisidir. Fütürist akım İtalya'da Marinetti tarafından başlatılmış daha sonra özellikle Rusya'da faşizme olan açık desteği paranteze alınarak geçmişe dair herşeyi reddeden cesur tavrı öne çıkarılarak Mayakovski ve Hlebnikov tarafından uygulanmıştır. Mayakovski'nin şiirinin bu kadar sert, açık ve kavgacı olmasının sebebi şairin manyak bakan gözleriyle birlikte bu akımdır. Nazım Hikmet'in KUTV'da eğitim görürken okuduğu ve çarpıldığı bu şiir biçimine öykünerek yazdığı bir şiirdir “Makinalaşmak İstiyorum” Biçimsel olarak oldukça özel bir yer tutar Türk şii...

Çapkınım Hovardayım 38 yaşındayım

Adım Caput göbek adım Bahtiyar. 11'de yediğim Mc Donalds'dan sonra iki saat sızdım. Gecenin birinde uyandım . Artık sabaha kadar buradayım belli ki. İki saat sonra uyandım ve dedim: “38 yaşındayım” 38 yaşındayım ve artık hiçbir şey bana anormal gelmiyor. Bir film çektim daha vizyona çıkmadı. Bir kitap yazdım henüz basılmadı. Dünyayı dolaşıyordum yarım kaldı. Uçurumun kenarındayken sormuştum kendime: “Bu dünyadan ne bekliyorsun Caput?” diye. Üç cevap bulmuştum. Film çekmek, kitap yazmak ve dünyayı dolaşmak. Bir sene kadar önce blog yazmayı bıraktım. Yazmaktan, yani hayal kurmaktan yorulmuş bir adam olarak. “Yazmak için Yaşamak” beynime tohumlarını ektiğinden beri böyleydi bu. Yazmak, sürekli yazmak, bir yazar sürekli yazar. İyi amk bir yazar sürekli yazar da bir yazar arasıra da okunur ama… 38 yaşındayım ve hiçbir şey beni şaşırtmıyor. İri cüsseli bir adamım, Balzac kadar çok yerim ama onun kadar iyi yazamam. Günde iki paket sigara içerim. Vücudum “yapma bunları bana” d...

Mahur Beste

Fizy'den Mahur Beste'yi dinlerken aklıma geldi de, benim hiç Müjgan diye arkadaşım olmadı. İçinde J harfi olan isimlere ayrı bir sevgim, saygım vardır zaten ama Müjgan'ın yeri ayrı. Aranızda hiç Müjgan var mı? Arkadaş olsak onunla. Mahur beste çalınca ağlaşsak karşılıklı? İçinde J geçen başka hangi isimler var bu arada? Jale, Jülide, Müjde (Janset Jülyet onları saymıyorum) Nejat var erkeklerden. Başka aklıma gelmedi, var mı bilen hatırlayan? edit: Burju SıdqıSıyrıque'dan Tijen ve Nejdet geldiler efenim Ojuz'da Ojuz'un nesi kötü annamıyorum ki diyerek katıldılar :) edit 2: Baskıyı durdurun! Ceren'den çok önemli bir ekleme geldi! Ajda! Bu nasıl unutulur, nasıl ilk akla gelenlerden olmaz! Halbuki en çok duyduğumuz J'li isimdir herhalde kendileri. Bravo Ceren. edit 3: Akşam baskısına girin! JoA'dan Tanju geldi. Var mı başka arttıran? edit 4: İhale JoA'da kalmak üzere. Tanju, Ejder ve Ajdar'la fırtına gibi bir giriş yaptı JoA. Jidden...