Ana içeriğe atla

Türkiye diye bir oğlan...

Türkiye Cumhuriyeti çok kimlikli, çok kültürlü, çok katmanlı bir devletin yıkıntıları üstüne kuruldu. Kendisini hayal kırıklığına uğratan babasını reddeden bir erkek çocuğu gibi büyüdü. Babasından kalan hiç bir şeyi üstüne giymeyi kabul etmedi. Küçük ve sınırlı bir alanda, bir kaç komşu, bir kaç arkadaş ve çok sevdiği bir abiyle büyümeyi seçti. Kendi yağında kavrulmak yetiyordu ona. Dışarısı fazlasıyla karışıktı zaten. Mahallede karışmaması gereken bir kavga vardı, daha da fakirleşmek pahasına uzak tuttu kendini bu kavgadan. Sonra abisi geldi, ona hayatta kalmasına yetecek kadar yardım etti. Elbiseleri eskiydi, kendisi üretip, kendisi dikiyordu, gene kendisi giyiyordu. Yiyeceği de keza kendisine yetecek kadardı. Zorda kalmamaya çalışıyordu borca girmemek için ama giriyordu. Bakkaldan aldığı her borcun faizi olduğunu, borcunun borcu olacağını biliyordu. Ama bir yandan da ergenliğe adım atmaya başlamıştı, abisi Amerika'ya özenmeye başlıyordu. İnsanların müreffeh yaşadığı, baraj üstüne baraj, fabrika üstüne fabrika yapılan ülkeye. Babayı aklına bile getirmiyordu hiç. Sonra işler karışmaya başladı. Bir de başka bir abi belirdi çok yakında. Yan apartmanda oturuyordu. Aklının bir kısmı da oraya kaymaya başlamıştı, şeytana uyuyordu, şeytana uyan parmaklarını hiç acımadan kırıyordu, ama kırılan parmaklar gene iyileşiyordu. O gene kırıyordu parmakları, en sonunda kendi kendine uyguladığı şiddet aklını kaçırmasına sebep oldu, kalbi durdu, bir elektroşokla kendine getirildi.

Erken yaşta çok büyük acılardan geçti, çok değerli hücrelerini, organlarını kaybetti, sol kolu ayrılıp kendi hayatını kurmak istediği için kontrolünden çıkıp çıkıp tokatlar atıyordu yüzüne. Durduramadı onu, canı durdurmak istemedi bir yandan da. Ama yaşamaya devam etti.

Kırılan parmaklar ise en sonunda şeytana uymaktan vazgeçmişlerdi. Uzaktaki güzel abinin kahvesine takılmaya başladı. Türkiye sokağa, dışarıya çıkmaya başlamıştı. O kadar da çirkin olmadığını farketti. Eni konu eli iş tutar, bileği kuvvetli, yakışıklı bir çocuktu.

Ama bir sorun vardı. Gören herkes onu babasına benzetiyordu. İşin kötüsü kendisi de babasına ne kadar benzediğini farkediyordu günden güne. Yıllardır unutmaya ve unutturmaya çalıştığı, beceriksizliğinden ailesini dağıtan babaya. Aslında onun da gençliğinde mahallenin efsanelerinden biri olduğunu anladıkça kafası karıştı. İçinden bir ses onun gibi olmasını söylüyordu, onun gibi olmak için ne yapması gerektiğini araştırmasını. Ama mantığı tam tersini söylüyordu. Ona benzeme dağılırsın. Ama içindeki ses yaşadığı bunca macerayı hatırlatıyordu kendisine. Ona benzememek için üstüne oturtmaya çalıştığı karakter bir türlü oturmamıştı belliydi bu. Bir yanı namaz kılmak istiyordu, diğer yanı ayin'i cem'in bülbülü olmak. Bir yanı uluyordu, bir yanı "Keçe Kurdan" söylüyordu. Bir yanı kısa yoldan voliyi vurmak için barbarlaşırken kendisinden başka kimseyi düşünmüyor, bir yanı kendisinden sonraki nesillerin aydınlık bir gelecekte büyümesi için çabalıyordu. Çıplak ayakları soğuk taşa basıyordu ama saçları jöleden geçilmiyordu. Bir eli rakı içiyor, diğer eli rakı içen eline vuruyordu.

O sözde üniterdi, merkeziyetçiydi. Oysa babası bu yüzden ölmemiş miydi? Dağılan vücudunu bir arada tutabilmek için üniter olmaya, merkeziyetçi olmaya çalıştıkça daha da dağılmamış mıydı? Öte yandan babası da kendisi gibi karmakarışık bir yapıdaydı ama bir yolunu bulmuş 600 yıldan fazla yaşamıştı. Aynaya baktığında aynı karmaşıklığı kendi yüzünde de görüyordu, huzursuzluğunun sebebini kendi yüzünde de görüyordu. Bu huzursuzluğun müthiş bir libidodan kaynaklandığını göremiyordu sadece. Doğru yönlendirebilse o enerjinin kendisine neler yaptırabileceğini göremiyordu. Onun yerine kendini, içindeki zıt kutupların birbiriyle çekişmesine bırakıyor, karıya kıza giderken günah işlediğini düşünerek acı çekiyor, namaza niyaza gidince hayatı ıskaladığını düşünerek acı çekiyor, sol eli sağ eline vurunca acı çekiyor, sağ eli sol eline vurunca acı çekiyor, kısacası acı çekmekten başka bir şey yapamıyordu.

Dönüp abisine bakıyordu sonra. Ben bu abiyi niye bu kadar seviyorum diye sormuyordu kendisine. Aslında o abi aralarında kan bağı olmamasına rağmen babasına çok benziyordu. Bunu görmemişti henüz. O da babası kadar karmaşıktı ama bir yolunu bulmuş, libidosunu yönlendirmiş ve müthiş bir enerjiye dönüştürmüştü. Evet artık yaşlanıyordu, hatalar yapmaya başlamıştı, eskisi kadar afili değildi son zamanlarda, ama gene de abiydi. O abinin cebinden çıkan çeyrekliğin üstünde yazanı okusaydı belki her şey çok farklı olacaktı:

"E Pluribus Unum"

Çoktan tek.

O çok sevdiği abi gibi olamaz. Çünkü çok farklı hayatlardan, kültürlerden geliyorlar. Abi tavla oynamayı bile bilmez, her pazar kiliseye gider. Babası gibi olmak zorunda da değil. Çünkü babasının zamanında işler farklı işliyordu. Ama yolunu bulabilir. Tabi kendisiyle barışırsa. İçinde barındırdığı bütün o zıt karakterleri hep birlikte masaya oturtabilirse, yeni bir toplumsal sözleşme yaratabilirse. Her birinin, diğerinin hakkına saygı göstereceği, farklılıklarını kabul edeceği yeni bir sözleşme.

"E Pluribus Unum"

Daha görmedi o çeyrekliği. En azından şimdilik.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Makinalaşmak İstiyorum" Şiiri Üzerine

Virgillius'un şu yazısını okuduktan sonra bir cevaba girişip yorum kısmına koyacak oldum. Fekat yorumun limitlerinin almayacağı bir yazıya dönüştüğü için yazacaklarım, buraya almaya uygun görmüş bulunmaktayım efenim. Üstat hazır sen yokken meydanı boş bulup atıp tutayım biraz. “Makinalaşmak İstiyorum” şiiri Nazım Hikmet'in şiirinin gelişme döneminde denediği Fütürist akım dahilindeki bir iki şiirinden birisidir. Fütürist akım İtalya'da Marinetti tarafından başlatılmış daha sonra özellikle Rusya'da faşizme olan açık desteği paranteze alınarak geçmişe dair herşeyi reddeden cesur tavrı öne çıkarılarak Mayakovski ve Hlebnikov tarafından uygulanmıştır. Mayakovski'nin şiirinin bu kadar sert, açık ve kavgacı olmasının sebebi şairin manyak bakan gözleriyle birlikte bu akımdır. Nazım Hikmet'in KUTV'da eğitim görürken okuduğu ve çarpıldığı bu şiir biçimine öykünerek yazdığı bir şiirdir “Makinalaşmak İstiyorum” Biçimsel olarak oldukça özel bir yer tutar Türk şii...

Çapkınım Hovardayım 38 yaşındayım

Adım Caput göbek adım Bahtiyar. 11'de yediğim Mc Donalds'dan sonra iki saat sızdım. Gecenin birinde uyandım . Artık sabaha kadar buradayım belli ki. İki saat sonra uyandım ve dedim: “38 yaşındayım” 38 yaşındayım ve artık hiçbir şey bana anormal gelmiyor. Bir film çektim daha vizyona çıkmadı. Bir kitap yazdım henüz basılmadı. Dünyayı dolaşıyordum yarım kaldı. Uçurumun kenarındayken sormuştum kendime: “Bu dünyadan ne bekliyorsun Caput?” diye. Üç cevap bulmuştum. Film çekmek, kitap yazmak ve dünyayı dolaşmak. Bir sene kadar önce blog yazmayı bıraktım. Yazmaktan, yani hayal kurmaktan yorulmuş bir adam olarak. “Yazmak için Yaşamak” beynime tohumlarını ektiğinden beri böyleydi bu. Yazmak, sürekli yazmak, bir yazar sürekli yazar. İyi amk bir yazar sürekli yazar da bir yazar arasıra da okunur ama… 38 yaşındayım ve hiçbir şey beni şaşırtmıyor. İri cüsseli bir adamım, Balzac kadar çok yerim ama onun kadar iyi yazamam. Günde iki paket sigara içerim. Vücudum “yapma bunları bana” d...

Mahur Beste

Fizy'den Mahur Beste'yi dinlerken aklıma geldi de, benim hiç Müjgan diye arkadaşım olmadı. İçinde J harfi olan isimlere ayrı bir sevgim, saygım vardır zaten ama Müjgan'ın yeri ayrı. Aranızda hiç Müjgan var mı? Arkadaş olsak onunla. Mahur beste çalınca ağlaşsak karşılıklı? İçinde J geçen başka hangi isimler var bu arada? Jale, Jülide, Müjde (Janset Jülyet onları saymıyorum) Nejat var erkeklerden. Başka aklıma gelmedi, var mı bilen hatırlayan? edit: Burju SıdqıSıyrıque'dan Tijen ve Nejdet geldiler efenim Ojuz'da Ojuz'un nesi kötü annamıyorum ki diyerek katıldılar :) edit 2: Baskıyı durdurun! Ceren'den çok önemli bir ekleme geldi! Ajda! Bu nasıl unutulur, nasıl ilk akla gelenlerden olmaz! Halbuki en çok duyduğumuz J'li isimdir herhalde kendileri. Bravo Ceren. edit 3: Akşam baskısına girin! JoA'dan Tanju geldi. Var mı başka arttıran? edit 4: İhale JoA'da kalmak üzere. Tanju, Ejder ve Ajdar'la fırtına gibi bir giriş yaptı JoA. Jidden...