Ana içeriğe atla

Günlerin Köpüğü



Gezi zamanı yazacak bir şey yok hayat kendini yazıyor yazmış bir kenara çekilmiştim. Bugünse yazacak o kadar çok şey var ki.



Ama kafam çok karışık, uzun uzun yazamayacağım kadar karışık kafam.



Birden çok tarafın bu katliama “oh olsun!” demesi meselesi var bir tarafta. Faşistler diyeceğim, milliyetçilik değil çünkü bu, faşistlik. Ama o amına kodumunun da bir adabı vardır aslında o yüzden bu siktimin memleketinde faşistlik bile o kadar sakil ki… neyse o değil de şu aslında, insanın cahili vardır dayanamam, ama okumuşun gözünde at gözlüğüyle dolaşanı kadar değersizi yoktur benim için. Ulan amcık ağızlı el insaf lan! Bi ağzından çıkanı kulağın duysun be! El insaf! “On binlerce şehit verilirken nerdeydiniz” diyor. Burdaydım kavun beyinli, onda da burdaydım. Bingöl Katliamı’na da hüngür hüngür ağladım ben göt! Sen kim köpeksin benim içimin neye acıyıp neye acımayacağına karar veriyorsun beton! Buna deli oluyorum deli!



Bir de işin diğer tarafı var. Birilerinin, bu yukarıda söylediğim maltofonlardan bahsetmiyorum ama apolitik olan birilerinin, bu meseleyle hiç ilgilenmeyen birilerinin, bu acıyı içinde hiç hissetmeyen birilerinin varlığını kabul etmeme meselesi. Onlara sürekli bir suçlama, ben ağlıyorum sen de benimle ağlayacaksın, acı çekeceksin, yoksa sana vicdan azabı olurum. “Paylaş o plaj fotoğraflarını paylaş! Helal olsun sana be!” derim. Çünkü gösterinin ve gösterişin her türlüsüne çılgınca tutkuluyum aslında ben en dipte. Bırak be kafasız arkadaşım. Kimin ne yaşadığından sana ne. Yas dediğin bok herkesin kendi iç yolculuğu, hesaplaşması, macerasıdır. Beyinsiz kardeşim, sen kendi acınla, öfkenle yaşasana neden suçu günahı olmayan adama sataşıyosun ki?


Çalışma meselesine takılan var, büyük bir suçluluk duygusu, böyle ölümlerin yarattığı, şimdi o insanlar orda öldüler ve ertesi gün biz işimize gücümüze baktık. Şimdi işin garibi bizim hayatımıza devam etmemiz değil, işin garibi yanıbaşımızda bu kadar çok travmanın yaşanıyor olması. Eğer son dört yılda yaşanan her olaydan sonra bir ay kendimize gelemiyor olsaydık ağır bir depresyonun içinde debeleniyor olurduk. Suruç, Soma, Reyhanlı, Uludere/Roboski, Ali İsmail, Berkin, Abdullah say say bitmiyor ki, say say bitmiyor ki, say say bitmiyor ki…



Beş aylık taze babayım, kızım var, içerde uyuyor şimdi. On dakkada bir bebek kamerasının monitöründen onu izliyorum, yan döndü şimdi, biraz sonra uyanacak, acıktı, gece sütünü emecek. Sonra kucağıma alıp uyutacağım onu, loş ışıkta onu seyrediyorum uyuturken, bazen hüngür hüngür ağlıyorum, bir bebeğin ne kadar günahsız ne kadar saf olduğunu öğreniyorum. Daha önce, baba olmadan önce bilmezdim bu duyguyu. O ölen gencecik çocuklar da birilerinin gözünün nuruydu, onlar da analarının babalarının kucağında uyudu, onlar da benim kızımı sevdiğim gibi katıksız bir sevgiyle sevildiler. Ama artık yoklar. Nasıl büyük bir acı olduğunu tahayyül etmeye kalbim yetmiyor, kalbim sıkışıyor, kafamdan atıyorum hemen o düşünceyi. O acıyı gerçekten yaşayanlara… cümleyi tamamlayamıyorum bile.



Çalışıyorum, kapatıyorum kontağı, o öyle olacak, şunu şöyle yapın, bi de şöyle düşünelim, akşam eve geliyorum, ölen çocukların yüzüne bakıyorum bir kere daha, içime taş oturuyor taş! TAŞ! Bu duyguyu ilk yaşadığım gün Uğur Mumcu’nun katledildiği gündü. O gün bugündür uçurumun kenarında oturup toprağın altımdan parça parça kayıp gidişini izliyorum ve elimden hiçbir şey gelmiyor. Hiçbir şey! Bu saçma sapan ülke hakkındaki hissiyatım budur. Ağzımda hiç azalmayan kötü bir tat gibisin, teşekkürler Türkiye!



Son olarak



Suruç’ta ölen anarşist Alper Sapan’ın arkadaşı Emre Kerabark’ın arkasından yazdıkları:





"Ulan Alper ,ağzında sürekli A Las Barricadas'ın ıslık versiyonu, penguen yürüyüşün, kiraları geciktirmen, kedinin boklarını temizlememen ile tam bir yavşaktın, gel gör ki canım gibi seviyormuşum seni, gitmeden önce de taşşağını geçmiştik, sen gider şimdi orada ölür kalırdın diye, yüzündeki sikik gülümseme ve zoraki ciddiyetliğinle ajitasyon çekmiştin bir de, politik göt, daha anasını sikecektik Eskişehir'in, sen bir pasifist olarak destek olacaktın biz Espark'ı bombalayacaktık, toplantı alacaktık, toplumsallaşacaktık, sen Polonya'ya gidecektin, II. Bakunin olup Avrupa'da devrimi örgütleyecektik, yine yaptın yapacağını, kara bayrak basın açıklamasında görünecek diye ön taraflara geçtin, evi boşaltırken elindeki kağıda insanlığın devrim sürecinde izleyeceği evreleri yazmıştın, 'Atma, çıkaracağın kitabında bu yoldan ilerlersin' diye taşşak geçmiştim de alınıp çöpe atmıştın, sokaklarda sosyalistlerin 'O ölümsüzdür', 'Bu ölümsüzdür' yazılarıyla taşak geçecez diye 'Alper Sapan Ölümlüdür' yazacaktık Eskişehir duvarlarına, sosyalist jargondan nasıl da tiksiniyorduk, sen bana bugün 'Alper Sapan Ölümsüzdür' diye slogan attırdın, aşk olsun orospu çocuğu, aşk olsun.."





Hayatımda bu kadar dolaysız, bu kadar içten ve bu kadar acıtan bir şey okumadım ben.



Alper Sapan Ölümlüdür!




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Makinalaşmak İstiyorum" Şiiri Üzerine

Virgillius'un şu yazısını okuduktan sonra bir cevaba girişip yorum kısmına koyacak oldum. Fekat yorumun limitlerinin almayacağı bir yazıya dönüştüğü için yazacaklarım, buraya almaya uygun görmüş bulunmaktayım efenim. Üstat hazır sen yokken meydanı boş bulup atıp tutayım biraz. “Makinalaşmak İstiyorum” şiiri Nazım Hikmet'in şiirinin gelişme döneminde denediği Fütürist akım dahilindeki bir iki şiirinden birisidir. Fütürist akım İtalya'da Marinetti tarafından başlatılmış daha sonra özellikle Rusya'da faşizme olan açık desteği paranteze alınarak geçmişe dair herşeyi reddeden cesur tavrı öne çıkarılarak Mayakovski ve Hlebnikov tarafından uygulanmıştır. Mayakovski'nin şiirinin bu kadar sert, açık ve kavgacı olmasının sebebi şairin manyak bakan gözleriyle birlikte bu akımdır. Nazım Hikmet'in KUTV'da eğitim görürken okuduğu ve çarpıldığı bu şiir biçimine öykünerek yazdığı bir şiirdir “Makinalaşmak İstiyorum” Biçimsel olarak oldukça özel bir yer tutar Türk şii...

Çapkınım Hovardayım 38 yaşındayım

Adım Caput göbek adım Bahtiyar. 11'de yediğim Mc Donalds'dan sonra iki saat sızdım. Gecenin birinde uyandım . Artık sabaha kadar buradayım belli ki. İki saat sonra uyandım ve dedim: “38 yaşındayım” 38 yaşındayım ve artık hiçbir şey bana anormal gelmiyor. Bir film çektim daha vizyona çıkmadı. Bir kitap yazdım henüz basılmadı. Dünyayı dolaşıyordum yarım kaldı. Uçurumun kenarındayken sormuştum kendime: “Bu dünyadan ne bekliyorsun Caput?” diye. Üç cevap bulmuştum. Film çekmek, kitap yazmak ve dünyayı dolaşmak. Bir sene kadar önce blog yazmayı bıraktım. Yazmaktan, yani hayal kurmaktan yorulmuş bir adam olarak. “Yazmak için Yaşamak” beynime tohumlarını ektiğinden beri böyleydi bu. Yazmak, sürekli yazmak, bir yazar sürekli yazar. İyi amk bir yazar sürekli yazar da bir yazar arasıra da okunur ama… 38 yaşındayım ve hiçbir şey beni şaşırtmıyor. İri cüsseli bir adamım, Balzac kadar çok yerim ama onun kadar iyi yazamam. Günde iki paket sigara içerim. Vücudum “yapma bunları bana” d...

Mahur Beste

Fizy'den Mahur Beste'yi dinlerken aklıma geldi de, benim hiç Müjgan diye arkadaşım olmadı. İçinde J harfi olan isimlere ayrı bir sevgim, saygım vardır zaten ama Müjgan'ın yeri ayrı. Aranızda hiç Müjgan var mı? Arkadaş olsak onunla. Mahur beste çalınca ağlaşsak karşılıklı? İçinde J geçen başka hangi isimler var bu arada? Jale, Jülide, Müjde (Janset Jülyet onları saymıyorum) Nejat var erkeklerden. Başka aklıma gelmedi, var mı bilen hatırlayan? edit: Burju SıdqıSıyrıque'dan Tijen ve Nejdet geldiler efenim Ojuz'da Ojuz'un nesi kötü annamıyorum ki diyerek katıldılar :) edit 2: Baskıyı durdurun! Ceren'den çok önemli bir ekleme geldi! Ajda! Bu nasıl unutulur, nasıl ilk akla gelenlerden olmaz! Halbuki en çok duyduğumuz J'li isimdir herhalde kendileri. Bravo Ceren. edit 3: Akşam baskısına girin! JoA'dan Tanju geldi. Var mı başka arttıran? edit 4: İhale JoA'da kalmak üzere. Tanju, Ejder ve Ajdar'la fırtına gibi bir giriş yaptı JoA. Jidden...