Benden yazmam istendi. Bir okurum varmış meğersem. O üşenmedi bana mail attı. "Neden yazmıyorsunuz?" dedi. Ben de sordum aynı soruyu kendime. Ona verdiğim cevapları bir tur da buraya yazamayacak kadar üşengeç bir insanım. O yüzden yazmıyorum. Kırkıncı yaşıma yaklaşırken hızla, can kardeşim, ruh ikizim, BFF'im Salih Nazım'la konuşmalarımızdan çıkardığımız bir şey var. İnsan yaşlandıkça orta sahanın biraz ilerisinden çıkarılacak sert bir şutla skoru lehine çevirme beklentisi de azalıyor. Sürpriz ögesi yavaş yavaş rafa kalkmaya başlıyor insanın hayatında. Sınırlarını bilmeye başlıyorsun. Nedendir bilinmez zamanın da daha değerli hale geliyor. (Ha, zamanı hala fena halde çarçur eden bir yazar olduğum gerçeği su götürmez, o ayrı) Bir yandan da blog/boşa yazı yazmak -boşa yazı tabi, kitap yapamazsın bir şey yapamazsın öylece durur burda, ne kadar daha burda olacağı belli olmadan- gerçekten zaman isteyen bir uğraş. İki arada bir derede, işerken, vapurda ya da yürürken tiv...