24 Nisan 2008 Perşembe

Bir Şairi Öldürmek
















VAPUR

Yürek değil be, çarıkmış bu, manda gönünden
teper ha babam teper,
paralanmaz
teper taşlı yolları
Bir vapur geçer Varna önünden,
uy Karadeniz'in gümüş telleri,
Bir vapur geçer Boğaz'a doğru,
Nâzım usulcacık okşar vapuru
yanar elleri.


36 sözcük, noktasıyla virgülüyle 202 karakter...


Bu adamla benim aramda sonsuza kadar bir aşk/nefret ilişkisi olacak eminim bundan. Çok uzun zaman önce bütün şiirlerini okudum, sonra da bir daha elime almadım kitaplarını. Yıllardır ezberimde olan üç dört şiiri vardır, zamana inat hafızamda yer kaplayan.

Biliyorum bir gün, muhtemelen bir gece çalışmaktan sıkılıp kafa dağıtmak için iki satır bi şey okumak isteyeceğim. Kitaplarımın arasında dolaşırken parmaklarım, "Yatar Bursa Kalesinde"ye gidecek elim. "Sevdalınız komünisttir, on yıldan beri hapistir, yatar Bursa Kalesinde" dizeleri direkman dökülecek hafızamın şelalesinden. Ondan sonra dalacağım külliyata, işi gücü bırakıp önce martıları sonra sabah ezanını dinlerken gene tüylerim tiken tiken olarak okuyacağım bu hayvan adamın şiirlerini.

Seviyorum bu adamı. İlk gençliğimin en önemli anlarında arkadan fon şiiri olarak, alttan dipnot olarak geçmişliği vardır. Şiir yazmaya ona öykünerek başladım, bugün yazarak hayatımı kazanıyorsam bunda onun da payı vardır. Onun gibi şiir yazmaya çalışmaktan, onu da geçtim şiir yazmaya çalışmaktan vazgeçeli çok oldu. Bu bloga koyduklarımı şiirden saymaya zaten gerek yok. Ben hayatımın hiçbir döneminde 36 sözcükle bu kadar çok şey anlatabilmeyi beceremedim, bundan sonra da becerebileceğimi sanmıyorum zaten.

Nefret ediyorum bu adamdan. Memleketimden İnsan Manzaralarını başından dibine soluksuz okuduğum o 17 yaşımın gecelerini kabusa çevirdi bu adam benim. Şiir formunda roman yazılır mı be insafsız! Bozkırın ortasındaki hastanede bir çocuk doğurtur kitabın ortalarında bir yerde, okurken o çocuğu doğurdum ben. Önünde saygıyla eğildim, nefret ettim dehasının gücünden, Brutus'un Sezar'ın sırtına bıçağı saplarken hissettiklerini hissettim. "Senin kadar iyi olamayacaksam senin yaşamanın ne anlamı var ki!"

Siz hiç rubai yazmaya çalıştınız mı? Ben çalıştım, yazamadım. Ama O rahat durmadı, rubai de yazdı, şerefsiz! Bir tanesi vardır ki bilenler bir tozunu alsın, bilmeyenlere selam olsun, Ambarlar'dan Eşref'in biricik aşkı için gelsin, Şişli'nin arka sokaklarında konfeksiyon atölyelerinde çalışan başörtülü kızlar için gelsin, nişanlısından Sinop'ta askerliğini yapan Mustafa için gelsin. Hep birlikte dinleyelim ve hep birlikte "Ulan cidden ne zamandır şiir okumuyorum ben ha!" düşüncesini geçirelim aklımızın mor çatılarından. Haydi bakalım.

RUBAİ

Öptü beni : «— Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır,» — dedi.
«Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır,» — dedi.
«İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde :
«körler onları görmese de, yıldızlar vardır,» — dedi...


32 sözcük, noktasıyla, virgülüyle, tırnağıyla 195 karakter...

3 yorum:

No More Virgilius dedi ki...

Sözünü ettiğin nefret/aşk hissiyatını kendimde de görüyorum ona karşı. Bana ıstırap veren ama saygıyla tapınmayı terketmediğim bir tanrı gibi, süründüren ve yakıp yıkan ama sevmekten asla vazgeçemediğim bir hatun gibi, sürekli öfkeyle küfür sallasam da hala hayranlıkla yad ettiğim sergen yalçın gibi, günde bir ölçek parkinson-vari titreme krizine girdiğinde "bu benim olamaz! bu da ben olamam! olmamalıyım!" diye dehşet içinde seyrettiğim sağ elim gibi...

"O, benim, ayrıca 'ben'im" demek gibi...

No More Virgilius dedi ki...

p.s. Şiir formunda roman için diğer bir örnek, Yengeny Onegin.
(Rahat durmadım gene)

Gökhan dedi ki...

evet be kardeşim gene duramamışsın yani aaaa! :)

yukarıdaki listeye sigarayı da eklemek istiyorum ben ayrıca

Okuyana "O, benim, ayrıca 'ben'im" dedirtebilmek ne büyük bir kudret olsa gerek, ama N.H herhalde "O bir mühtiş bahtiyarlık" der geçerdi sadece.