Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nusaybin'den notlar-2

Şişe su isimleri özellikle ilgimi çekti. Malabadi-Silvan, Karacapınar-Karacadağ, Gappınarı-Çölgüzeli ve son olarak jandarmadaya özgü JAVSU. Ki sanırım bu sonuncuyu her jandarma karakolunda içiyorlar.

Tatlıları çok lezzetli görünüyor. Tatlıcıların adı pastahane, büyük ihtimalle düğünlerde yaptıkları pastalardan alıyorlar adlarını. Sadece bir pastahanenin vitrininde pasta gördüm çünkü. İzmir'deki gibi kaldırım kenarına konuşlanmış kazanlarda halka tatlısı kızartılıyor, halka tatlısının abartılmış hali var spiral şeklide küçük bir pide boyutunda, adı spiral tatlı değildir, o da halka tatlısıdır. (Bu da şivenin dile eklediği -dir, -dır eki)

İki anı, kaldığım otelin sahibi anlattı. Eşinin hamile olduğu dönemde, otelin yukarısındaki köydeki çobanın karısı da 14. çocuğuna hamileymiş. Bir akşam otururken çoban telefon etmiş. Karısının doğurmak üzere olduğunu söylemiş, taksiyle onu hastaneye götürebilirler mi? Otel sahibi "tabi" demiş, şoförlerden birini çağırmış, durumu anlatırken…

Nusaybin'den notlar

Bir insanın burda yaşaması için burayı gerçekten çok seviyor olması lazım. Bir insan burayı sevmezse burası çok yaşanılabilir bir yer değildir. (bkz YLMZERDGN)

Hakim ton sarı az sayıdaki tepeler sarı, üstlerindeki taşlar kahverengi sarı arası, ova zaten sarı. İnsanın durmadan Laciveaaart! diye bağırası geliyor

Nusaybin'de kasaplar bir kaç gündür dükkan açmıyor. Nedeni de belediyenin et fiyatlarını 12 liraya çekmek istemesi. Mardin'de et 12 lira. Nusaybin kasapları bokunu çıkarıp 15-16'ya kadar çıkarmış fiyatları, belediye başkanı da 12'ye indirmiş bir kaç gündür et satılmıyor. Tavukçular göbek atmakta.

Sokaklar, caddeler hep çocuk dolu. Hepsi geleceğin işsizleri.

Nusaybin her on senede büyük şehirlere 20-30 bin göç veriyor ve kırsaldan ya da daha fakir ilçelerden 20-30 bin göç alıyor.

Şehirde devlet memurları, askerler ve polis haricinde Türk nüfus yok. Burası bir Kürt, Arap ve Süryani şehri. Herkes kendi arasında Kürtçe konuşuyor. Nereye geldiğimi biliyordum ama bu kadar o…

Sipraleks

Kabzası altın işlemeli
Bir kutu sipraleks taşıyor belinde
Vasati yirmi sekiz film tablet
Sabret oğlum sabret

Eğer beklediği gibi gitmezse işler
Beylik antidepresanıyla
Vuracak kendini hayalarından

Güvendiği iki şey var
Otomobil cilasıyla parlattığı
Mine gibi dişleri,
Bir de çıkmamış yirmilikleri.

İçinden tekrar ediyor her gün

“Bu hayat ki
Vasat bir filmden ibaret
40 kibrit çıkarsa içinden
Ona da dua et
Ona da dua et.”

Obur Serçe

Bebek Starbucks'ın müdavimi olan bu serçeler fena halde arsız olmuş. İnsana ağız tadıyla bir cheesecake yedirmiyorlar. Bir de oburlar. Ben yemeye fırsat bulamadan bütün tatlıyı götürdü bu şerefsiz!

yi-yorum içi-yorum giriyor-um

Cibali'deki Giritli Meyhanesi'ne gidecekseniz mutlaka çek defterinizi de yanınızda götürünüz. Üç kişi, meze, iki ufak, üç balık (fener balığı kavurma -adına kanmayınız ben kandım, içinde domates, biber ve mantar olan kuşbaşı kesilmiş balık parçaları-, dil şiş ve asma yaprağında sardalya -bu da yaprağın içine konmuş sardalyanın ızgara edilmesinden ibaret-) için 280 lira ödedik. "Oh" dedik, "ne güzel oldu böyle açık havada serin serin" dedik. Bankanızla görüşünüz, kredinizi alınız öyle gidiniz. Paraya pek de tamah etmeyen bir adam olarak, "Ulan öyle bir yemek yedim ki lezzetiyle beni mestetti, feda olsun 280 lira!" diyebilsem umurumda bile olmazdı ama maalesef o da yok. O zaman bizi kim çarptı, niye çarptı diyor insan.

evet kıskancım!-2

Borsalino'dan sonraki hedefim de Pucca 1081 izleyici ve 480.000'in üstünde hit. Sadece 1067 kişi bulmam lazım. 480.000'i ben kendim hallederim... böhü...

Yuh be Pucca bu ne be ablacım ya!

evet kıskancım!

Borsalino kişisi bloga benden sonra başladı. Bugün onu açıp okurkene bir baktım ki ben daha 20 bini yeni geçmişken hatun 30 bini aşmış akmış başka mecralara, izleyici sayısı 40. Benim aslan gibi 12 izleyicim var ki hepsine ayrı ayrı bizi izlemeye devam ediniz diyorum, fakat bu nasıl olacak! Yarından itibaren her sabah açıp kontrol ediyorum Boğazlıkazak blogunu, o hangi konuda yazarsa ben de aynı konuda yazıyorum. Hatta bokunu çıkarıyorum onu yazdığı kelime sayısında yazıyorum. Çünkü benim yazarken çenem düştü mü düşüyor, yazı uzuyor, kafa karışıyor, (benim yazma amacım da bu gerçi ama olsun). Kısa yazıyorum bundan sonra. Evet Borsalino! Seninlen sidik yarışına girdim! Yeter!
EDİT: Anam! Ben bu yazıyı yazarken 13 olmuş izleyicilerim! Sağolasın Karamel :) Hihihi! Bekle beni Boğazlıkazak! Ensendeyim!
EDİT2: Benim bu yazıyı yazmamı mı bekliyordunuz yahu! 14 oldu. Ataşok da geldi. Az kaldı arkadaşlar. Herkeş iki tanıdığını getirse geçiyorum Boğazlıkazak'ı. Bir de lütfen her gün bin kere …

Bu bir sanat eseri midir?

Evet sanat eseridir. Borsalino Boğazlıkazak ve Müge Vorçistayr eserin sahibinin kim olduğunu anlamışlardır büyük ihtimalle. Evet bu bir Christian Louboutin.



Gene şerefsiz kapitalizmden bahsedeceğim maalesef. Yaratıcılık, tasarım, estetik herşey var bu eserde. Sadece tekil değil. Bastırıyorsunuz bir kaç yüz doları, alıyorsunuz evinize götürüyorsunuz, üstelik ayağınıza da giyebiliyorsunuz. İşte tam da bu özelliğiyle kapitalizmin gözdesi zaten. "Taşınmanın bile bir estetiği olmalı" diyerek taşınırken ev eşyalarını ambalaj kağıdıyla paketleyen Borsalino kişisi gibi hayata genel olarak estetik penceresinden bakmayı sevenler için büyük çabalar sonucunda Christian Louboutin'in aklından çıkarıp getirdiğimiz bir sanat eseri karşımızdaki. Moda işindeki her ürün ve üretim bir yere kadar belli bir estetik kaygı üzerinden üretiliyor. Denge aslında ürünün ne kadar satılacağı üzerine kurulu. Ben etton Sen etme'den alınan bir tişört, tasarımı, estetik kaygısı minimumda, genel geçer k…

Bu ne lan!

Vorçestayrlı Müge'nin şu yazısına cevap yazarken aklıma geldi bu resim. Bir ara mail olarak sonra da yüzkitabı internet sitesinden hücum etmişti bu resim herkese. Nazım Hikmet Abidin Dino'ya "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" demiş ya hani. Abidin Dino da tutmuş bu resmi yapmışmış. Şimdi bu nedir? Bir çeşit yapıbozumculuk mu? Bence eşeklik. Hem de su katılmamış cinsinden. Bu resim ilk dolaşıma çıktığında altında imza yoktu. Sonra eşekoğlueşeğin biri utanmadan altına bilgisayarda Paint ile süper uyduruk bir imza attı Abidin Dino'nun yerine. Allahıma şükürler olsun ki Dino bunu görmeden öldü. Usta bir şiir yazar. Bu şiirde bir mısra vardır. Bu bir mısradır. Bir soru değildir. "Abidin koş git bana mutluluğun resmini yap" gibi bir emir cümlesi de değildir. Mısradır ulan! Şiirdir! Abidin de durumdan görev çıkarıp oturup mutluluğun resmini yapmaya filan kalkmamıştır. Aklımda hep nefis bir fotoğrafıyla yaşayacak olan adamdır Abidin Dino. 68 olayl…

Burcuva Sıkıntısına Tutuldum Ben

Mayıs sıkıntısı gibi bir şey değil bu. Köyden ya da kasabadan gelip "ne işim var lan benim burda!"nın sıkıntısını yaşamak değil. Değişip, dönüşüp, ama bunu tam da beceremeyip ortada kalmanın sıkıntısı değil bu. Ama benziyor.

Benim dedelerimin biri köy biri kasaba kökenli. Nadiren çıkmışlardır oralardan. Babamın babasını zaten hiç görmedim. Terzi olduğunu söylerdi babam, hovarda olduğunu... güzel rakı içtiğini ve giyimine kuşamına, saçına her zaman dikkat ettiğini... ve her gün mutlaka gazete okuduğunu. Sınırlı bir dünyanın içinde sınırlarını bilmek istemediğin bir yaşam.

Ben sınırsız olduğunu bildiğim bir dünyada yaşıyorum. Her yere her şekilde varabilmek mümkün. Hele ki burcuvaysan. Sabah erken kalkmasam da ben de günümün büyük bir kısmını işime mesai harcayarak geçiriyorum. Sonra eve geliyorum, yemek yiyorum, televizyon bilgisayar, bazen işe devam, sabahı buluyorum. Özellikle akşamları çok sıkılıyorum. Varolmanın dayanılmaz sıkıntısı bu. Bir takım nedenleri var bu sıkıntının…

Kapitalizmin Sancısı

Dikkat: Bu yazıdaki fikirlerin hiçbir teknik ve bilimsel altyapısı yoktur, tamamen Hıncal Uluçluk yaparak yazıyorum. Kaynak isteyenlere "götümden uydurdum" diyebilme özgürlüğüne sahip olduğumu belirtmek isterim. Gerçekten de sadece uzun zamandan beri beynimde dönenleri aktarma çabasındayım o kadar.

Dünyada krizin bittiğini söylüyorlar. "Dibine vurduk artık yükselişe geçeceğiz" diyorlar. İnanmayınız sevgili okurlarım. Global krizin babası henüz başlamadı.

Kapitalizmin 19. yy'daki muazzam gelişiminin temelinde enerjiyi kullanma biçimlerimizin değişimi yatar. İnsanoğlu ilk defa bugüne kadar sadece ısınma, yemek pişirme, yıkanma gibi temel ihtiyaçları için kullandığı bir takım enerji kaynaklarını başka şeyler için de kullanmaya başlamıştır 19.yy'da. Bu şeylerden en önemlisi trendir. Bir şeyleri ya da birilerini bir yerden bir yere taşımaya yarar. Dünyadaki ilk tren 1800’lerin başında İngiltere’de demir taşımak için kullanılmıştır. Dikkatinizi çekerim. Demir.

Burad…