Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

New York Sokaklarında-3

Kahve sevenler için 7/11 bir cennet. Ondan fazla çeşit, kahve sürahilerinde narin narin salınarak içicileri bekliyor. Hangisini seçeceğini şaşırıyorsun. "Süper Enerjik" olandan "Cennet Harmanı"na, Kafeinsiz Fransız Vanilyası'ndan Fındık Aromalısına. Kahvelerin yanında da bir süt barı var. Tam yağlı, yarım yağlı, yağsız, aromalı kahve kremaları. Ben bilindiği üzere bir kahve manyağıyım. Kendimi kaybediyorum her sabah. Son gün bokunu çıkarıp bütün kahvelerden biraz dökerek kendi harmanımı yaratmayı planlamaktayım.

Dün Central Park'ta Mr. Big'i gördüm. Yani Chris North'u. Koşuyordu. Sex And The City manyaklarına selam olsun.

Dün New York Times okuma günüydü. 90 sayfaya yakın gazete okudum. Pazar günü NY Times'ının aşıkıyım. Ana gazetenin ilk sayfa haberi Tanzanya'da en yakın hastane iki gün uzaklıkta olduğu için doğum yaparken ölen kadınlardı.

Sabah kahvaltısında donut, öğle yemeğinde İtalyan, akşam yemeğinde Peru, sabah kahvaltısında pancake, ak…

New York Sokaklarında-2

Dünyanın bisiklet süren en seksi kızlar bu memlekette. Eminim! Hele Bryant Park'ın ordan geçen bir tane vardı ki, sadece ben değil etraftaki bütün pipi sahipleri arkasından uzuuuun uzuuun baktık.

Ben Roberto Benigni gördüm
Ben Meryl Streep gördüm
Ben Alec Baldwin gördüm
Ben bir de Al Pacino görmek istiyorum allam nasip ederse.

Bir yeri seversen orası dünyanın en güzel Bryant Parkıdır. Bryant Parkı sevmezsen sen dünyanın en güzel insanı değilsin.

Soho'da kaldırımın kenarında oturdum. Bir saat filan. Gelen geçen insanları seyrettim. Kelimenin gerçek anlamıyla 72 milletten adam geçti. Vatandaşlarım hariç.

Akşam 8 gibi yürümekten gebermiş bir halde eve geliyoruz. Zevcem 8 buçukta sızıyor. Ben 10 filan gibi uyuyorum. Sabah 6'da zıbank diye uyanıyorum. Çıkıyorum, hemen köşedeki 7/11'de açık büfe kahvelerin arasından sabah kahvemi seçiyorum. Bir tane de NY Times alıyorum. Eve dönene kadar başlıklar, kahve, sigara. Evde sigara içilemiyor maalesef. Ama kahveye ve gazataya devam. Yaln…

basın açıklaması

bir dönem param vardı pasaportum yoktu. bir dönem pasaportum vardı ama param yoktu. şu hayattan üç tane beklentim var. film çekmek, kitap yazmak ve dünyayı dolaşmak. diğer ikisini yapamıyorum ama en azından üçüncüyü doya doya yapabiliyorum. dünya vatandaşı olduğum doğrudur. bu dünyada yapılabilecek en güzel şeylerden biri bu dünyanın türkiyam türkiyam cennetim benim eşsiz milletimden ibaret olmadığını anlamaktır.

saygılarımla

Kafası karışık Gökhan

New York Sokaklarında-1

Sokağın köşesinde bir manav var, bizim el arabalarının biraz daha büyüğü ama sabit. Genelde sadece meyve satıyorlar. Saçları uzun kıvırcık, ortasından dökülmüş, üstünde Metallica tişörtü var. Durdum, zevceme gösterdim. "Bak" dedim, "Bir gün bizim memlekette de üstünde Metallica tişörtü olan bir manav görürsek o zaman bir şeylerin değiştiğini anlarım".

Manav Türk çıktı.

Ekleme: Manav sadece Türk değil aynı zamanda küt çıktı. Selam verdim, yukarıda yazdığım durumu anlattım. "Hı hı" dedi sadece. Ben daha ne edeyim

Kızlarımı Özledim, Zevcemi Özledim

Zevcemin karşı çıkacağını bildiğim için onun fotosunu koymuyorum. Kızlarım yeter zaten.

Midilli'den notlar

30 yaşlarında bir Afgan arkadaşla tanıştım. Elbette mülteci. 4 yıldır buradaymış. İngilizce çat pat. Adı Cafer, kendisi Şii... Yes ve no'larla ancak bu kadar anlaşabildik kendisiyle. Sonra yanımıza bir Yunanlı geldi. Onunla takır takır konuşmaya başladı. Kaçak girmeye çalışan Afganlarla polisin arasında tercümanlık yapıyormuş. Afganca-Peştunca'dan Yunancaya tercüman. Bildiği tek yabancı dil Yunanca. Buyrun burdan yakın.





Buradaki Yunan-Türk dostluk derneğinin üyeleri dün gece yemeğe götürdüler beni. Yanımda oturan teyzenin kızı evleniyormuş. İnternetten Valentino bir gelinlik beğenmiş. 11 bin euro fiyatı. Onlar da n'apsınlar mahallenin terzisine diktiriyorlarmış. Tanıdık geldi mi?





Nikahtan söz açılmışken, burada nikahlara hediye götürülüyormuş. Para ya da altın takmak sadece en yakın akrabalara özgü. Gelenek değişmiş, nikah davetiyelerinin altına, banka hesap numaraları yazılıyormuş. Hediye getirmeyin, nakit gönderin hesabı. Bizde de yakında başlar mı acaba?





Her restoranda aht…

Dev Arap Saçının Saldırısı

Bu gördüğünüz bitki benden büyük. İzmir'de Arap Saçı adıyla bilinen latince adı "Lapsinea Maricatis" olmayan (Ben uydurdum) bu bitkinin maydanoz boyutunda olanları, baharın yol kenarlarından beleşe toplanır, kuzu etiyle nefis bir yemeği yapılır, anasona benzeyen bir kokusu olur yemeğin. Pek sevilir, bol yenir. Otelin arkasındaki yolda yürürken karşıma çıkıverdi, "Anam! Bu ne!" diye kaldım. Demek ki bu terpiyesiz bitki, yolunmadığı zaman bu boyutlara ulaşabiliyormuş, gene de ucundaki taze dallardan koparıp yemek yapasım gelmedi değil.

Midilli/Lesvos ve gereksiz bilgiler ansiklopedisi

Bu adanın adı Lesvos. Lezbiyen kelimesi bu adadan geliyor. Lesvian yani Lesvoslu. Neden? Çünkü Sappho burada yaşadı. Peki bizim yıllardır Fransızcadan apartıp Safo diye okuduğumuz kadın şairin adı gerçekte nasıl okunuyor? Sapfo. İlk -p okunuyor, ikinci -p,-h ile birleşip -f oluyor ve Sapfo oluyor. Biz niye Midilli diyoruz? Çünkü adanın başkenti, antik dönemde adadaki diğer devletleri kontrol altına alarak egemenliğini kurak şehir-devletin adı Mytillini. Symirna'ya niye İzmir, Nicosia'ya İznik, Poli'ye neden İstanbul diyoruz. Çünkü Symirna'dan Esmirni, Nicosia'dan Esnicosi, Poli'den (Yani "şehir"den) Estinpoli ya da Estanpoli (Sparta lehçesinde) olarak söyleniyor.

Uzuun yüzyıllar boyu dünyada şehir (Poli) olarak adlandırılan tek yer İstanbul. Peki siz İstanbullular! Bunun üzerine düşündünüz mü hiç? Ben dün düşündüm.

Gerçek İşçi Marşı

Orhan Gencebay'dan bu şarkıyı ilk dinlediğimde "Neredesin Firuze?" henüz ortalıkta yoktu. Şarkıyı dinlediğim anda çarpılmıştım. Gencebay içinde bol bol "çile, ayrılık, ümit, sevgi, hasret" kelimesi geçen, muğlak bir acıyı tasvir eden şarkı sözü yapısını terketmiş, kafadan yağmurlu bir sokakta soğukta titremeye bırakmıştı kendini. Türk şarkı sözlerinde eksikliğini çok hissettiğim sokakla hemhal olamama meselesini halletmişti. Elbisesi gündelik, pabucu delik, sevgilisinin sokağını bulmaya çalışırken sırılsıklam olmuş, yağmur iliğine işlemiş bir adamın, sıcak bir banyo yapıp sevgilisiyle sabahlara kadar içip sevişme hayalini ve bu hayali gerçekletirememe korkusunu anlatıyor şarkı. Ertesi gün işe gitmemek, derin bir uykunun dibine düşmek de hayalin parçaları. İlk dinlediğim gün söylediğim şeyi bir kere daha söylüyorum. Bu ülkenin en güzel, en gerçek işçi marşı bu şarkıdır. Kendi içinde devrim yapamayan, kendi hataları, korkuları ve zaaflarıyla, kısacası içinde insa…

Midilli'de Dolunay

Midilli-2

Dün akşam bütün meyhanelerini dolaştım Midilli’nin. Yannis’le bir yandan Midilli köy yerleşiminin sosyolojisi üzerinde konuşurken bir yandan da agoradaki çeşitli kafeneoların (kahve/meyhanelerin) en eski, en otantiğinin önünde uzolarımızı yudumladık. Genç kuşakların buralara gelmek yerine yeni tür kafelere gittiğinden, bu geleneğin yakında yok olacağından bahsetti. Ve daha bir çok şeyden. Barbaros Hayrettin Paşa Midilli’li, Rum bir anneden ve Osmanlı bir babadan doğmaymış. Ayrıca Yunanlıların ikinci edebiyat Nobeli sahibi yazarı Elitis de bu adadanmış. Balık adları, ot adları, denizle ilgili adlar hep Yunan kökenli. Liman kelimesi Yunancadan geliyor mesela.

Sonra Mitilini de geçen yüzyılda yapılmış bir kafeneoya gittik. İçeride yüzyıl başından fotoğraflar, tavan ahşap, içerisi tıklım tıklım, gençler ön tarafta sonradan eklenen kısımda piyanisti ve şantörü dinleyip müziğe katılıyorlar. Yaşlılar içeride sohbet, muhabbet halinde. Bardaki teyze radikanın üstüne zeytinyağı gezdiriyor. Yanni…

Midilli-1

Hotel Votsala’dan herkese merhaba! Votsala İpsala gibi okunuyor, aradaki t harfini yutarak, Vosâlâ gibi. Odamın pervazları koyu mavi penceresinin önündeyim. Tam karşımda yemyeşil makilere güneş vuruyor, onların hemen arkasında da sakin bir deniz görüntüsü. Aylardır hayal ettiğim yerdeyim. Sürünün orda şerefsizler! Nihahahahaha!

Dün sabah saat beşte sevdiceğimi ve kızlarımı öptüm, vurdum kendimi yollara. İDO’yla Bandırma, yolda deniz otobüsünün içindeki gazete bayiinden gazete dergi filan alırım dedim, artık gazete satmıyorlarmış efendim, sadece kitap var. Vedat Türkali’nin “Yalancı Tanıklar Kahvesi”ni aldım. Başladım okumaya, yol bitmiyor, saat geçmiyor, bir yandan da uykum var, uyuyamıyorum, daha Ayvalık’a kadar araba süreceğim. Vazgeçtim uyumaktan, bir espresso çaktım gemide. O gemide gerçek espresso, capuccino filan yapan bir kahve makinesinin ne işi var ben de bilmiyorum. Ama iyi ki var.

Neyse efendim, başladım okumaya. Bir şeyi farkettim. Kafamda başka hiçbir şey yoksa bir günde …