Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Köşe Yazısı

Bundan sonra...

Ben de bir süre yazılarımı böyle yazacağım

Ne de olsa...

Memleket elden gitmiş,

Bütün tersanelerine girilmiş,

Bütün dersanelerini cübbeliler ele geçirmiş,

Aykut Fenerbahçe'nin başına geçmiş...

Gazetede sayfa israfı yapıyorsun diyorlar,

Desinler

Ben

Uzun yazıyordum eskiden...

Kimse okumuyordu...

Şimdi fıkra yazmaya başladım...

O bildiğin fıkra değil, edebi metin olarak fıkra...

Kısa ve öz anlatıyorum derdimi...

Bir takım ağır cümlelerle süsleyerek...

Hani vardır ya,

eşek dadıya bin üstüme demiş

dadı da önce altını temizlemem lazım demiş,

anlayın işte siz... daha fazla yazarsam...

uzun oluyor okunmuyor...

hem böyle satır satır yazınca bir havası oluyor yazdıklarımın...

İnsanlar facebook'ta filan birbirlerine gönderiyorlar...

Aslında herşey...

bizim salak

sekreterin

benim

el

yazısıyla

yazdığım

köşeyi

böyle iki aralıklı,

böyle cümle cümle

Word'e dökmesiyle

başladı

Bir bildiği vardır deyip

dokunmamış mizanpajdaki çocuklar

yazı çıktı.

Tam kalaylar…

Sık Sorulan Sorular ya da F.A.Q.

Abe dayı niye verdin beni kalaycıya?

Kime vericektim gerizekalı? 38 yaşına geldin kör kalaycıdan başka talibin mi çıktı!

Neden saçların beyazlamış arkadaş?

Abi boyayı kestim ondan. Geçen gün Kadıköy'de vapur kuyruğundayım, önümde iki kız konuşuyo, kır saçlı erkekleri çok seksi buluyomuş cıvırlar, bi de böyle deneyelim.

Neden çattın kaşlarını? Bilmiyom yar suçlarımı.

Ya sorma, benim niyetim kaşlarımı kaldırtmaktı ama gerizekalı estetikçi botoksu yanlış yere yapınca böyle bi görüntü ortaya çıktı

Kim arar söyle kim arar? Vefasız olanı kim arar?

Şimdi burda Vefa'lı Vefasız ayrımı yapmayalım! Hepimiz bu memleketin çocuklarıyız! Bir hat alsın o Vefasız ben aramazsam şerefsizim.

Kız sen İstanbul'un neresindensin?

Genelde Cevahir'de takılıyorum. Ama Metrocity'ye de sık sık gidiyorum. Haftada bir mutlaka Kanyondayım. Karşıya geçtim mi Capitol'le Notilyus'u birlikte çıkarırım. Eskiden Akmerkez'e de çok gidiyodum ama artık sevmiyorum o kadar. Ay bi de Galeria va…

Tavsiye

kafamcokkarisik'in en son takibatçısı Beril'in blogu çok hoşuma gitti, herkeşle paylaşayım istedim. Beril blogunda gördüğü rüyaları yazıyor. Rüya görmeye de görenin rüyasını dinlemeye de bayılırım. Beril'inkiler de diğer bütün rüyalar gibi çok enteresan tavsiye ediyorum efenim.

http://sisterheliodora.blogspot.com/

Kaleci Eli

Eli kafasından büyük olan adamdan korkacan arkadaş! Ben bunu bilir bunu söylerim! Referandumda 'hayır'cılar bu eli kullanarak kampanya yapsaydı yüzde 82 oy alırlardı. Tamam kalecisin anladık Volkan da o ne biçim bir el lan! Yuh!

Yaşasın! Video Meselesini Çözdüm!

Teknoloji özürlü bir blog yazarı olaraktan yıllardır hayalini kurduğum fakat bir türlü beceremediğim, araştırıp bulamadığım, utancımdan da soramadığım video yükleme bokunu becermiş bulunuyorum ve de görmemişin oğlu olmuş çekmiş çükünü koparmış yapıyorum! Alın size beni hasta eden ve döndürüp döndürüp dinlediğim üç adet Battlestar Galactica parçası. Parçaların sahıbısı olan Bear McCreary'nin, All Along the Watchtower gibi bir şarkıyı Türkçemize kazandıran Bod Dylan'ın ve Battlestar Galactica'yı 80'lerdeki kiç halinden (çocukken de onun hastasıydım) çıkarıp hayvan gibi bir epiğe dönüştüren Glenn A. Larson dayıya teşekkürlerimi bir borç bilirim.

Birinci parçamız Gaeta's Lament.



İkinci parça Kara'nın babasının yıllar önce kendisine çaldığı melodiyi hatırlaması. Dizide bu parça öyle bir sahnenin üstüne gelir ki "Vay ananı bacını!" dedirtir adama



Son olarak da All Along the Watchtower'ın Bear McCreary versiyonu. Bu da çok fenadır allah için!



Hadi bak…

Ceket

Geçen ay, liseden sonra ilk defa kendime bir ceket aldım. Aniden oldu :) Ben sadece kısa kollu gömlek almaya girmiştim mağazaya, tezgahtar "Ceket de alacaksın! Yoksa çocuklarını keserim!" diye beni tehdit edince yavrularıma kıyamadığım için...

Boku kimsenin üstüne atamam. Adamcağız sadece "Size ceket de verelim" dedi. Ben de "Olur..." dedim. Çıktığımda iki tane ceket vardı elimdeki askıda. "Ne var bunda ki?" diyecek olanlar vardır. 35 yaşındayım ve liseden beri kendi nikahım da dahil bir kaç nikah dışında hiç ceket giymedim ben. Ceket benim için üstümde oluşturulmaya çalışılan otoritenin sembolü oldu hep. Sadece liseyle alakalı değil söylediğim şey. İnsan neden evlenirken takım elbise vb. giymek zorundadır? Çünkü topluma kabul törenlerinden bir tanesidir evlilik, sünnet gibi, ama sünnet edilirken oğlan çocukları soytarıya dönüştürülür, evlenirken soytarı gibi görünmen yasaktır.

Yüzkitabı internet sitesinde arkadaşlarımın arkadaşlarının arkadaş…

Şarkılar ve Hatırlattıkları-1

Yollar ve şarkılar çok kalıyor bende. Sarya'nın bir önceki yazıya yaptığı  yorumda bahsi geçen "Bahçede Yeşil Çınar" türküsü, bu türküyü dinlememiş bile olsak bana hep o günü hatırlatıyor.

Konya Ovası'nın derinliklerinde ilerliyoruz. Sabah beş, belki beş buçuk. Gün doğmak üzere. Arabayı kuzen kullanıyor, ben yan koltuktayım. Arka koltukta diğer kuzen ve kocası oturuyor. Babalarını kanserden kaybettiğimiz gün. Enişte mi demem gerekir bilmiyorum, iki tanem amcam var, biriyle iyiyimdir, öbürüyle olmak istemem, hayatta gerçekten ve hala amca dediğim tek insandı. Çocukken Susanoğlu'nda çadır kurardık. Çadırı kurma işi onundu, biz çadırın bağlanacağı iplerin kazıklarını çakarak, direkleri birleştirerek filan yardım ederdik. Her sene bize "İyi bakın öğrenin. Gelecek sene ben olmam, o zaman bu çadırı siz dikeceksiniz" derdi. Hafif bir burukluk yaratırdı bu bende. Ama insan -eğer yakınlarından birini çok erken kaybetmediyse- çocukken ölümün çok uzak olduğunu dü…

İsyanım Var Yabancının Bizi Yanlış Anlamasına!

Alice in Chains efendi gitti (Bu arada "Swing on This" de ne hoş şarkıdır) şimdi de Lebron James kılıklı Dany Granger geldi! Bunların hepsinin derdi bizim kokumuzla!

Efendi efendi! Senin ataların pamuk tarlalarında çalışırken benim atalarım koskoca bir cihan imparatorluğunu yönetiyordu haberdin var mı!

Türkler ölmüş eşek gibi kokuyorlarmış! Ben kokmuyorum arkadaş! Genelleme yapıyorsun, gelip beni kokladın mı! Ha gelsen koklayacam dersen ben sana kendimi koklatır mıyım? Koklatmam! Neden? "Göster ama  koklatma" diye bir laf var Türkçe'de. Ama ne gösteririm ne koklatırım be sana pis uzun be!

Sen koskoca bir cihan imparatorluğunu yönetmenin ne kadar zor bir iş olduğunu bilir misin? Nerden bileceksin! Meşakkatli iş! Ağır iş! İnsan ister istemez terliyor arkadaş! DNA'yı bulmuşsun ama ne işe yaradığını bulamamışsın ki sen daha! O ter kokusu DNA'lar yoluyla atadan bize geçiyor! Biz bu Cumhuriyeti tınraklarımızla kurduk Granger Efendi! Öyle iki tane kıçıkırık …

İstanbul

17 yıl önce bu şehre geldiğimde 18 yaşında İzmirli bir çocuktum. 18 yaşında İzmirli bir çocuk için çok yaralayıcı, yıpratıcı, sarsıcı bir şehirdir İstanbul. Bir o kadar da büyük, fantastik ve maceralı. Hazırlık okuduğum o ilk yıl, su arıtma cihazı satmak için Anadolu yakasının bir dibinden diğer dibine kadar dolaşınca ne kadar büyük olduğunu farketmiştim. Kurtköy'de F1 pisti ya da havaalanı yoktu, yol kenarında tahta tezgahlarda et satılıyordu o zamanlar. Kartal, Pendik, Tuzla çamur içindeydi, hala da öyle gerçi. Nasıl olup da koskoca bir ülkenin bütün özelliklerinin bir şehre sığabildiğini farkettiğimde afallamıştım. Metropoller dışarıdan aldıkları göçle büyürler ama o göçü kendi içlerinde eritirler, şehre ait hale getirirler. Şehir olmalarının gücünden kaynaklanır bu. Uygarlığın merkezidir çünkü şehir. İstanbul ise bunu becerememiş o göçle birlikte küçük şehircikler doğurmuştu içinden. Üsküdar başlı başına bir şehirdi mesela, denize yakın yerleri daha liberal, tepeleri gittikçe …