28 Mart 2008 Cuma

Gurk

O kadar çok yazmak istiyorum ama o kadar çok yoruldum ki yazmaktan, hiçbir şey yazabilecekmiş gibi hissetmiyorum kendimi. Yazmak meslek olarak yapılmasın, bütün dünya kardeş olsun. Çok yorgunum. Çok yorgunum.

14 Mart 2008 Cuma

1975

1975’te doğmuşum. Ben doğduğumda Sovyetler hala birlikteydi. 20’lerde başlamışlardı çıkmaya, 90’ların başında ayrıldılar. Nedense aldatıldığını düşünen ben oldum.

Karaman’da doğmuşum. Karaman o zaman Konya’nın ilçesiydi. Bir ilin bütün ilçeleri o ilden nefret eder mi? Konya’da eder. Karaman da nefret ediyordu. En sonunda isyan etti ve il oldu zaten.

Bebekliğim Çatak köyünde geçmiş. Geçmiş diyorum orda olmadığım için değil hiçbir şey hatırlamadığımdan daha çok. Yıllarca benim için bir tek Çatak oldu hep. Van’ın Çatak diye bir ilçesi olduğuna da hiçbir zaman inanmadım zaten. Bizim Çatak, arka arkaya söylendiği zaman anlamsızlaşmasıyla ünlüdür… en azından benim için. Van’ın Çatak’ı ise patlamalarıyla tanınmıştır.

Ödemiş’te bir deprem atlatmışım dört aylıkken. Babam kaptığı gibi kagir evimizden çıkarmış beni, birkaç geceyi bahçede geçirmişiz, ateşin etrafında. Belki o yüzden, otuzüç yaşıma geldim hala severim ateşin etrafında geçirilen geceleri. Yaşıtlarım bankalara müdür oldular.

İzmir ilk sevgilimdir. İki kere intihar ettim onun için. Birincisinde merdivenlerden aşağı saldım kendimi bisikletle. Suçlu Cüneyt Arkın. O Gümüşsuyu Parkı’nın merdivenlerinden aşağı arabayla iniyor da ben kendi evimin merdivenlerinden üç tekerlekli bisikletimle niye inemiyorum. Cevabı çok basit, çünkü merdivenlerin bittiği yerde duvar var. Ve duvar, benim beş yaşındaki kafamdan daha sert. Yıllar sonra bir çok kereler köpeğimi dolaştırdım Gümüşsuyu parkının merdivenlerinde. Ama yüzlerine karşı “Sizin yüzünüzden ölüyordum” demedim hiç.

Optolidon pembe renkli bir ilaçtır çamaşır makinesinin üstünde duran. Bir ben içtim bir de intihar eden kızlar. Benim niyetim şeker yemekti ama. İntihar etmek değil. Birincisini emdim, şekeri bitince attım, ikincisini doğrudan yemeye kalktım, acıydı tadı, tükürsene salak. Üçüncüsünü… hatırlamıyorum. Hastanede açtım gözlerimi. Biraz büyük olsaydım durumdan vazife çıkarıp “Necla’yı getirin bana!” diye bağıracaktım.

Magirüs minibüslere aşık oldum sonra. Burunlularına ama, yanlış olmasın. Şoförün yanındaki vites kutusuna otururdum Yeşilyurt’a her gidişimizde. Banttan Orhan Gencebay çalardı acı içinde, İzmir bile puslu ve çamurluydu o zamanlar. Arabeskin bir müzik değil bir ruh hali olduğunu yıllar sonra anladım.

İlkokulda süper kahraman oldum bir zaman. Sarı yağmurluğumu boynuma bağlayıp bahçede insanlar kurtardım sürü sepet. İlk kavgamda iki oğlanı birden dövdüm. Cüneyt Arkın işe yaramıştı sonunda. Ama kavga etmekten hep kaçtım ondan sonra. Korkularım benden önce büyüdü galiba.

Sekiz yaşında bir gün okuldan döndüm, daha eve giremeden kaptılar beni hastaneye götürdüler. Kardeşin oldu dedikleri zaman anladım annemin karnında dokuz aydır büyüyen şişliğin sebebini. Gene süper kahraman gibi hissetmiştim kendimi, abiydim. O otuz santimlik buruşuk şey bugün benden uzun. Birlikte dinlediğimiz ilk maç Fener-Bordo maçıydı. O iki yaşındaydı, ben on.

Dokuz yaşındaydım sanırım, hayatımda ilk mektubumu babamdan aldım. “Ben yokken annenle kardeşine sen bakacaksın, evimizin erkeği olacaksın” diyordu. Süper kahraman olmak ne demekmiş o zaman anladım. Öyle bir ağırlık çöktü ki, omuzlarımı yıllarca kaldıramadım. Hala üzerinde uğraşıyorum.

Çarşamba’yı sel aldı türküsünü ilk Ferhan Şensoy’dan duydum. “Ulan bu Çarşamba’yı alsa alsa ne alır, lingilink lingilink, hah buldum! Sel alır!”. Türküler böyle yazılmaz demişti, hiç unutmam. Türkülerin öyle yazılmadığını Çarşamba’yı sel aldığı sene öğrendim. O sene Çarşamba’yı sel aldı ve sevdiğim yari El aldı. Gerçi El mi yarimi aldı, yarim mi El’i aldı orası tartışılır. Bu El bana kendi elim kadar yakındı. O günden sonra hiç kimseyi elim kadar yakın tutmadım kendime. Sordum; gerçekten de Çarşamba’yı ne zaman sel alsa birinin yarini el alırmış. İşte bu sonuncuyu ben uydurdum. Doğru olmasa da ne yazar, güzel ya bebeğim.

Acılarımın içinden komik çıkarmaya çalıştım hep, neşeli hallerimden hüzünlere dönüşüm de çok hızlı oldu.

28 yaşında ruh ikizimle tanıştım. İkimiz de ruh ikizi geyiğine inanmıyorduk, hala da inanmıyoruz, ama o benim ruh ikizim. Ben bu dünyaya ben olarak gelmeseydim çok büyük ihtimalle o olarak gelecektim. Ben aynı eve çıkalım dedim. O evlenelim anlamış. Evlendik, o boş vakitlerinde roman yazıyor, ben hala ona yazıyorum. Tavladığım gün boşanıcam kendisinden.

28 yaşında bir sahne yazdım. Genç bir adam ölüm döşeğindeki babasıyla konuşuyordu yatağının başucunda. 31 yaşında o sahneyi bizzat babamla yaşadım. Uzun süren bir uykuya yattı babam, bir yıl kadar uyudu. Sonra toprağın altında uyumaya devam etti. Fenerbahçe formasıyla gönderdi kardeşim onu. Kardeşime ne kadar teşekkür etsem azdır.

Temmuz’da 33’e basıyorum. 33 mü bana basacak ben mi 33’e bilmiyorum. Hep aynı şarkı geliyor aklıma, aklımı tutamıyorum.

Küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün hatalarım
Övünmem bu yüzden bu yüzden kendimi özel önemli zannetmem
Küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün saçmalamam
Yenilmem bu yüzden bu yüzden kendime hala güvensizliğim
Ne kadar az yol almışım ne kadar az yolun başındaymışım meğer
Elimde yalandan kocaman rengârenk geçici oyuncak zaferler
Küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün korkularım
Gururum bu yüzden bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım
Küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden sonsuz endişem
Savunmam bu yüzden bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem


Güççüğüm…
BİZİM BÜTÜN SIKINTILARIMIZ, YAKIN ZAMANDA GERÇEKLEŞECEK BİR DEVRİMİ OLMAYAN DEVRİMCİLER OLMAMIZDAN KAYNAKLANMAKTADIR.

13 Mart 2008 Perşembe

Gökseli ki

Gökseli ki ilkokulda aşkımdı
Pilottu babası mesaisi havada
Jet hızıyla tanışık bir avuç türkten biri
Jet hızına aşık kızından daha fazla

Ben olsam satır koyardım kızımın adını
Ben koyardım bir de bizim kasap koyardı.
Benim aklımda bir çeşit çizgi, kelimelerin aktığı
Kasabın aklında bir çeşit cinayet silahı

Ya sesine aşıktım ya seline göğünün
Bende dandik bir han söylemesi bile dert.
Göklerden geliyorduk ama
Belki buydu beni çeken

İlkokul bir uzay gemisi
Klingonlular’ın arasında bir tek ben Spak

Onların aklındaki elma şeker
Ve kızların donunu görme fikridir.

Benim aklımdaki Hayat Ansiklopedisi
Ve Kim Kimdir?

Evlerden ırak çocukluğumda

Gökhan kim
Gökseli kimdir?

Biten bir anketin ardından 2

Aynı hayatı bir kere daha yaşama fırsatınız olsaydı, hangisini değiştirirdiniz:

Eğitim hayatım
2 (14%)

İş hayatım
0 (0%)

Aşk ilişkilerim
3 (21%)

Ailemle ilişkilerim
1 (7%)

Bir daha yaşamıyim aynısını mümkünse
2 (14%)

Komple anam! Komple
6 (42%)

Şimdi efenim bu anketi uzun zamandan beri burda tutuyorum çünkü…

Bu noktada yalan söylemek istiyorum! Ve de tutamıyorum kendimi söylüyorum!

Bakın da halinize şükredin diye bu kadar zamandır tutuyorum bu anketi burda! Ey “Kafam Çok Karışık”ı okuyan binler! Bu ankete katılan bu zavallı 14 kişi, hayatlarında bir şeyleri değiştirmek istiyor! Siz istemiyorsunuz, ne güzel bak! Demek ki memnunsunuz. Evet sizin de ufak tefek sıkıntılarınız olabilir ama “Komple anam, komple!” şıkkını işaretleyen 6 kişi kadar da umutsuz değilsiniz. Sevdiğiniz bir eşiniz, güzel mi güzel, akıllı mı akıllı, dünyalara değişilmez bir yavrunuz, nurtopu gibi bir hükümetiniz, geleceğe güvenle bakan gözleriniz var! Onlar… O 6 kişi var ya! Onların önüne altın tepside yeni bir hayat sunsan gene gözünün üstünde kaşı var diye burun kıvırırlar!

Peki aşk ilişkilerini yeniden yaşamak isteyen o 3 kişiye ne demeli? Evde kalmışlar sizi! Kart horozlar sizi! Ulan sizi kim ne yapsın! Ben size o kadar ince eleyip sık dokumayın demedim mi? Ya işte böyle kalırsınız! Ya her yan yana geldiğinizde “Benim bu herifle/karıyla ne işim var Allam” dediğiniz o kişiyle ya da allah korusun tek başınıza, dımdızlak! Daha önce yaşadığınız ilişkiler daha mı iyiydi! Hadi canım hadi! Öyle olsaydı niye bitsindi ki! Bakın KÇK’nın geri kalan binlerce takipçisi! Bunlar hayat boyunca mutlu olmazlar! Okuyor bunlar çünkü! Düşünüyorlar filan habire! Korku, habis bir ur gibi içlerine işlemiş bunların! Mutlu oldukları anda bile acaba gerçekten mutlu muyum diye düşünür bunlar! Karıştırmasana kardeşim! Sana ne! Karpe Diyem diye bir peynir markası duymadın mı sen hiç! Ben sana ne diyem! Karpe mi diyem! İlla terbiyesiz mi konuşam! Bunu mu istiyon yani sen!

Bir kısmısı da eğitim hayatını değiştirmek istermiş! Ba ba ba! Hem eğitim imkanı bulmuş, bir de üstüne bunuyor! Biz bu ülkenin her köşesine bir üniversite açalım! Eğitimsiz kimse kalmasın diye uğraşalım, bu adamlar bu 2 kişi de desin ki ben baştan okumak istiyorum! Neden? E sen okursan antoloji pontoloji olur mu! Olmaz! Senin bu ülkede pontolog olma şansın nedir ki? Sıfır! Okusana su ürünleri! Bak her taraf balık çiftliği oldu! Balık çiftçisi olsana baştan! İleriyi görsene güzel kardeşim ben sana ne diyim! Sözüm size değil KÇK’nın sevgili binlerce okuru, bu ikisine! Sizler size verileni itirazsız kabul ettiniz, yurda yararlı bir insan oldunuz! Ama bunların anasında babasında hayır yok! Bunlar çocukken de yemek seçiyordu kesin! El kadar çocuğa yemek seçme hakkı verirsen daha fazlasını da ister! Yazıklar olsun! Bi de üstüne seçme seçilme hakkı da verelim o zaman çocuklara! Ailenin reisi kim olsun seçimleri yapalım! Anarşi gelir beyler! Uyarıyorum!

Bir kişi de ailesiyle ilişkilerini değiştirmek istiyormuş! Tabi istersin! Anaya babaya saygı göstermedin! Kendi başına buyruk yaşamaya kalktın! Hayat tokat gibi çarpar ama adamın suratına! Kaçacak delik ararsın! Ama geçmiş olsun! O yolların hepsini sen tıkadın aslanım! Sen babaya ukalalık yap, anneyi küçük gör, sonra ben geldim! Oldu, başka bir isteğin! Bak KÇK’nın diğer binlerce okuruna! Onlar bu ülkenin bütün vatandaşlarını ait oldukları büyük ailenin fertleri gibi görür severler. Devlet anaları, ordu babalarıdır! Bir tek gıkını çıkaran görüyor musun? Bu mutlu ailenin içinde senin gibi oyunbozanlar istemiyoruz kardeşim! Çık git aramızdan çık! Kışt!

“Bir daha yaşamıyim aynısını mümkünse”cilere gelmeden önce bir konuda anket katılımcılarını tebrik etmek istiyorum. En azından herkes çalıştığı işten memnun. Memnun değilim ama daha önemli sorunlarım vardı onun için işaretlemedim deme! Duymıyim onu! Memnunsun! Zaten bu ankete oy vererek konuştun yeterince! Sus artık! Bir bölücülük bir nifak tohumculuk, bir memnuniyetsizlik yaptın zaten! Bokunu çıkarma!

Eveeeet… gelelim “Bir daha yaşamıyim aynısını mümkünse”cilere. Şimdi ben size çok fena küfrederdim ama KÇK’nın binlerce okuru arasında çocuklar ve hanımlar da var. Ulan bu ülke size ekmek vermedi mi? Sizi okutmak için vergilerini harcamadı mı! Size iş vermedi mi? Ulan altınıza karı/adam bile verdi bu ülke sizin be! Ne yapacaktı bu ülke daha! Bi de kıyakçılık[1] yapıp… Tövbe tövbeeee! Daha ne yapalım be! İnsan bir kendinden utanır! Bu şıkkı işaretleyenler! Size sesleniyorum o 2 kişi! Sizi alırım burdan! Gönderirim İskandinavya’ya, buz gibi havanın içinde sarışın sarışın tiplerin arasına! Sabah evden çıkarsınız komşunuz “merhaba” demez, taksiye binersiniz taksici yüzünüze gülmez. Bakkala girersiniz sigara alırsınız, bozuk çıkarmadınız diye bakkal size surat yapar. Sokakta omzunuza çarparlar da bir özür dileyeneniz çıkmaz! O zaman anlarsınız bu güzel ülkenin değerini! Ama çooook geç olur. O yüzden bir abiniz olarak diyorum ki. Bir kere daha düşünün kardeşlerim. Bu ülke o kadar güzel…

Ünlü bir düşünürün dediği gibi burayı seversen burası dünyanın en güzel yeridir, amma dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir. Bu ülkeye, bu ülkede yaşadığınız hayata bir kere de böyle bakınız. Ben bu özlü söze bir şey daha eklemek istiyorum. Hakkari Türkiye’nin Hakkarisidir. Türkiye dünyanın Hakkarisidir. O zaman ya seveceksin sevmiyorsan terk edeceksin. Yok eğer terk edemiyorsan burayı dünyanın en güzel yeri kabul edip seveceksin. Sonuçta her halükarda SE-VE-CEK-SİN!

Bunun başka bir çaresi yok değil mi KÇK'nın sevgili binlerce okuru...

Hepinizi saygıyla selamlıyor bir sonraki ankette buluşmak üzere diyorum efenim.


[1] Atları ciftleştirmek için ellerini kullanmak zorunda kalan yardımcı kişilere verilen ünvan