15 Aralık 2010 Çarşamba

Fenerbahçe

Fenerbahçe ruhumuzun turnesol kağıdıdır. Bazen komşunun doğumgünü pastasına göz koyarız. Alırız da acımadan. Bazen ilk kez çıkma teklif edecek çocuk gibiyizdir. Dilimizin ucuna kadar gelir söyleyeceklerimiz ama bir türlü çıkmaz, kaybederiz kızı. İşte bu yüzden severiz sarıyı

Fenerbahçe aynadaki yansımamızdır. Ne kadar güçlü durmaya çalışırsak o kadar çok çıkarır falsolarımızı öne. Bazen de en pespaye halimizde bile bir fiyaka gösterir. "Ulan olsun be, bu da yeter be!" dedirtir ama içimizden, fısıltıyla. İşte bu yüzden severiz laciverdi

Fenerbahçe çarşaf gibi denizde savrulan sarı teknemizdir. Yelkenleri açarız, rüzgar alıp denge bulmak için, demir atarız dibin dibine, bazen de son sürat yararız lacivert suları. Ama hiçbiri kar etmez, o savrulma hali bir türlü gitmez, en sonunda anlarız. Savrulan tekne değil, savrulan biziz. İşte bu yüzden severiz sarı laciverdi

Fenerbahçe sırtımızı dönemediğimiz yavuklumuzdur. Çok güzeldir, endamı dünyaya bedeldir, gururla taşırız göğsümüzde fotoğrafını. Neşemize neşe katar, üstümüze üstümüze geldiğinde hayat, onun sayesinde rahat bir nefes alırız. Ona gönül vermenin hayatımızın en anlamlı işi olduğunu düşündürtür bize. Ama gözümüzü kırpmadan yarı yolda bırakıverir bizi. Güvenimizi boşa çıkarır. Acıtır içimizi. Biz kimleri bir kalemde silip attık, ama ne yaparsa yapsın onu terkedip gidemeyiz. İşte bu yüzden severiz sarıyı

Fenerbahçe peşine takıldığımız cengaverdir. Öyle bir koşar, öyle hızlı devirir ki engelleri peşinden yetişemeyiz bazen. Ama durdu mu da tam durur. El kadar çocuktan dayak yer, sesini çıkarmaz. Asla yere düşmez lakin iki ayağının üstüne de doğrulamaz. İşte bu yüzden severiz laciverdi

Fenerbahçe ruhumuzun bahçesindeki fenerdir. O bahçenin çiçeklerini yansıtır karanlığa. Renkleri her zaman cıvıl cıvıl, her zaman parlak da değildir üstelik. Fenerbahçe korkak, cesur, cahil, hakim ve çocuktur. Güçlü, zayıf, coşkun, bıkkın ve kahramandır. İşte bu yüzden severiz sarı laciverdi

Hiç yorum yok: