24 Nisan 2011 Pazar

15 Nisan 2011 Cuma

Robinson Crusoe'nun Günlüğü-3

Sevgili ülkem, pardon günlük

Ülkemden ayrı geçen günler kendimi kaybetmeme sebep oldu artık. Sabah kalkıyorum, yastık niyetine kullandığım ağaç kütüğüne "Günaydın sevgili ülkem, nasıl iyi uyudun mu dün gece?" diyorum. Çişimi yapmak için denize giriyorum, balıklar toplaşıyor, "Günaydın sevgili ülkelerim, ne yediniz bakalım kahvaltıda" diyorum. Bu artık özlemenin ötesine geçti, kara sevda oldu artık bu... 

Kahvaltı demişken hindistan cevizi sütünden tulum peyniri çalışmaları iyi gitmiyor. Ne yaparsam yapayım o kahrolası hindistan cevizi tadını ayıramıyorum sütten. Paskal adanın derinliklerinde keçiler gördüğünü söyledi. Ama çok inanamıyorsun ki bu herife. Geçen gün de adanın derinliklerinde iki kutup ayısını çiftleşirken gördüğünü iddia ediyordu. Ondan önce de "Adanın derinliklerinde sığınak gibi bir herif var, İskoç aksanıyla konuşuyor. Üç saatte bir bir kod giriyor makinaya." diyordu. Şimdi ben nasıl inanayım ki buna. Her ne kadar ülkemi çok sevse de -benim kadar değil sevgili günlük, mümkün değil benim kadar sevmesi- ne de olsa elin oğlu. Hayır Derya gelse, dese keçi var, dalacam ormanın derinliklerine kapıp getirecem ama o dingil de yunus balığı gibi suyun içinden çıkmıyor! Arkadaş ne su severmişsin ben anlamadım ki! Madem bu kadar seviyorsun bu suyu git yüzücü ol di mi!

12 Nisan 2011 Salı

Robinson Crusoe'nun Günlüğü-2

Sevgili günlük
Bugün gene gözyaşları içinde uyandım. Seçim geldi aklıma, ülkem seçime gidecek. Peki ben orada olacak mıyım? Ülkemin geleceğine katkıda bulunabilecek miyim? Gerçi gelmeden evde bizim yeğenin boya kalemleriyle hazırladım oy pusulamı, en sevdiğim partime vurdum mührümü, zarfı yaladım yuttum, sonra çıkardım verdim anama. “Anam!” dedim “Garip anam, yiğit anam, çilekeş anam! Olur da o günden önce ölürsem ya da elenemezsem o kutsal günden önce, dönemezsem ülkeme, beyaz gelinlik giydir ülkeme, kırmızı kuşağını bağla beline. Ne de olsa düğün günüdür ülkemin o gün! Sandıklarca çeyizi olacak o gün ülkemin. Deste deste oy çıkacak bizim damada! Ha bu arada benim zarfı da unutma, araya sıkıştırıver canım annem!” Paskal geldi o sırada “Libadiye neresi?”diye sordu. “Neden?” dedim. Orada oy kullanacakmış Paskal. Kolay gidiliyor muymuş? Zorsa gitmeyecekmiş. Sert çıktım, tavır yaptım. “Değil Libadiye Fizan’da olsa kullanılacak o oy Paskal efendi!” dedim. Boynunu eğip bir af dilemesi vardı ki sevgili günlük… O an Paskal’da ülkemi gördüm, oturdum ağlamaya başladım. Sonra silkindim, erkek adam bu kadar ağlamamalı. Burda her şey gerçek beyler!

11 Nisan 2011 Pazartesi

Robinson Crusoe'nun Günlüğü


Sevgili günlük,

Ülkemden ayrı geçirdiğim bu ilk günün yalnızlığını seninle paylaşmak istedim. Çok acı günlük. Çok acıııııı! Havaalanında pasaport kontrolünden geçerken arkamdan el sallıyordu. Bir kova su döktü arkamdan, gözyaşları kovaya damladı, gördüm. “Ağlama” dedim. “Ağlam ülkem! Bu ayrılık bir son değil. Geri döneceğim, birlikte el ele kırlara koşacağız seninle! Dönmezsem! Dönmezsem eğer! Bir gün sana dönmeden ölürsem! Gözlerim açık gider canım ülkem!” dedim. Akşam Paskal’a anlattım ülkeme olan özlemimi. Paskal’ın da gözleri doldu inanır mısın? “Hadi senin bir ülken var, ben ne yapayım? Epinay-sur-Seine diye bir yerde doğmuşum, daha adını doğru dürüst telafuz edemiyorum. Ben ne yapayım!” diyerek iyice sarstı beni. Bir ara gene eli şortun içine sokacak diye korkmadım değil. Ama ağlayarak uzaklaşırken “Rakı yok mu ulan bu adada!” diye bağırışını görünce rahatladım. Paskal bizden, Paskal can, Paskal yiğit, Paskal ya