18 Eylül 2010 Cumartesi

Ceket

Geçen ay, liseden sonra ilk defa kendime bir ceket aldım. Aniden oldu :) Ben sadece kısa kollu gömlek almaya girmiştim mağazaya, tezgahtar "Ceket de alacaksın! Yoksa çocuklarını keserim!" diye beni tehdit edince yavrularıma kıyamadığım için...

Boku kimsenin üstüne atamam. Adamcağız sadece "Size ceket de verelim" dedi. Ben de "Olur..." dedim. Çıktığımda iki tane ceket vardı elimdeki askıda. "Ne var bunda ki?" diyecek olanlar vardır. 35 yaşındayım ve liseden beri kendi nikahım da dahil bir kaç nikah dışında hiç ceket giymedim ben. Ceket benim için üstümde oluşturulmaya çalışılan otoritenin sembolü oldu hep. Sadece liseyle alakalı değil söylediğim şey. İnsan neden evlenirken takım elbise vb. giymek zorundadır? Çünkü topluma kabul törenlerinden bir tanesidir evlilik, sünnet gibi, ama sünnet edilirken oğlan çocukları soytarıya dönüştürülür, evlenirken soytarı gibi görünmen yasaktır.

Yüzkitabı internet sitesinde arkadaşlarımın arkadaşlarının arkadaşlarının nınısının nınısının fotoğrafları arasında sörf ederkene mesela, en çılgın arkadaşların bile evlenirken en azından bir ceket giydiklerini görüyorum. Budur çünkü ceket, "büyüdün, bir seviyeyi daha atladın, bu sefer gerçekten erkek adam oldun, aramıza hoşgeldin" sembolü.

Peki ben "erkek adam" olmaya neden bu kadar karşıyım? Sorumluluk mu sevmiyorum? Evet sevmiyorum ama bugüne kadar üstüme yüklenen hiçbir sorumluluktan da kaçmadım. Ama esas mesele o değil. Ben deli olmayı, zıpçıktı olmayı, hiç kimsenin düşünmediğini düşünmeyi, hayal etmediğini kurmayı seviyorum aslında... Esas mesele bu.

Geçen gün bir kontrol için hastanedeydim. Benim yaşlarımda bir çift, yanlarında "Kaya" adında 5-6 yaşlarındaki çocuklarını getirmişler, bağyan muayene olacak, Kaya bekleyecek. Kaya bekleyemez. Kaya'nın algısı uzun süreli beklemelere göre ayarlı değil çünkü. Kaya bir süre şirin çocuk olarak görevli bağyanlarla flört etti. Balonlar, şekerler aldı. Ama sonra sıkıldı ve uzun havaya bağladı. Yüksek sesle konuşuyor, sürekli bir hareket halinde, durmuyor. Ha rahatsız oldum mu? Oldum elbette. Ama anasının onu susturmaya çalışmasından daha fazla rahatsız oldum. "Seni de bu tarafa çekiyorlar Kaya! Gelme paşam. Bağırarak saçma sapan şeyler söylemenin, elini sokulmayacak yerlere sokmanın özgürlüğünü sonuna kadar yaşa! Sen git! Ben ananı oyalarım!" diye bağırasım geldi. Ben, 35 yaşındaki halimle o salonda bağıra bağıra saçmalasam, görevli ablalarla flört edip istesem bir kaç dakika sonra en yakın sakinleştiriciyi kıçıma yemiş olurdum. Çocukken istediğini yapabilirsin. Ama sadece çocukken.

Mesele ille yapma meselesi de değil. Gecenin köründe Bolu'ya et yemeye gitme meselesi de değil mesele. O zaman dönelim 25'imize orada kalalım. Mesele farklı düşünebilme, bakabilme, hayal edebilme meselesi aslında. Amuda kalkan bir zürafa mı daha uzundur yoksa dört ayağının üstünde duran bir zürafa mı? Mesele hala bunu hayal edebiliyor musun, o işte. Ama imajın hiçbir şey olmadığı doğru değil. Evet susuzluk asıl önemli olan ama yansıttığın görüntü solmaya ve tek tipleşmeye başlıyorsa bu sadece üstündekilerin değil senin de öyle olmaya başladığının göstergesi oluyor yavaş yavaş.

İlk önce bukle bukle saçlarım gitti, sonra kısa kollu gömlek giymeye başladım, şimdi de ceket. Öte yandan yakıştı mı? Cidden yakıştı. Öte yandan hala manyak mıyım? Evet manyağım. Dali mi daha manyaktı Borges mi? Tartışılır. Kurosawa film çekerken beyaz eldiven takıyordu süzme bir Japon olarak. Bu onun büyük dehasını ve yaratıcılığını hırpaladı mı? Demek ki iş sadece cekette bitmiyormuş. Ama ya bitiyorsa? Evet yine yeni yeniden

Caput Magnus Confusus!

Hiç yorum yok: