16 Haziran 2010 Çarşamba

Beklemek


Beklemek benim çok iyi yapabildiğim bir halt değil. Beceremiyorum. Hayatta en iyi bekleyebildiğim yer zıpkın yaparken kendimi sakladığım oyuk. Oraya geçip biraz sonra köşeyi dönüp şişleneceklerinden habersiz balıkları bekleyebiliyorum. Yaz kış. Soğuktan ve hareketsizlikten içim titrese de, susuzluktan gebermiş de olsam bekliyorum... bazen saatlerce. Bazen önümden büyük bir çaba sarfederek geçen daha tırnak ucum kadar olan sinarit yavrularını seyrederek, bazen derinleştikçe koyulaşan maviye kilitlenerek. Ama o mavinin içinden ara sıra parlak gümüş rengiyle gözümü alan bir balık çıkar, bir anda konsantre olurum, elim tetiğe yapışır ve atışımı yaparım. Alırım ya da alamam o ayrı. Ama beklerim.

Mavi Boncuk filminin birbirinden güzel kahramanları hafta sonları maç kuyruğunda beklerler mesela. Değnekçileri de Zeki Alasyadır. Kafaladığı adamı getirir, bekleyenin yerine koyar, üç beş ne atarsa alır, eyvallah der çıkarlar sıradan. Böyle bir mesleğin niye hala varolmadığını anlayamıyorum mesela. Bugün, mesai saatleri dahilinde ya da daha haricinde güzel ülkemiz Türkiyamızın bir çok yerinde sıra bekleniyor, bir güzel insan çıkıp da bana yerini verecek olsa kuyruğun başına yaklaşmışken ben de onu görürüm en güzel şekliyle. Bekleyemiyorum çünkü ben. Özürlüyüm.

Bankamatik sırasında en fazla kaç kişi olur? Üç mü mesela, ben dördüncü olmam, olamam, daha sonra çekerim para. Eğer beklesem en baştaki insanı izlemeye başlıyorum çünkü. Her hareketini dikkatle izleyip küfre boğuyorum. Geri zekalı güneş yüzünden ekranı görmüyosan elinle gölge yap! Eh be teyze oraya gelene kadar çıkarsana kartını! Çantanın derinliklerine kafamı sokmak ve kusmak istiyorum! Belki bir dahaki sefere bu boku yememeyi öğrenirsin! Yeni işleme bassana yarak kafalı! İptale basmaaaa! Yeniden kartı sokmayı bekle, kartı sok, şifreni o balık beyninle hatırlamaya çalış... Allah belanı versin!

Bekleyemiyorum evet. Erken de doğmamışım üstelik. On gün ekstradan beklemişim içerde. Sanırım biraz da bundan. Bekleme kontenjanımı o on günde doldurmuşum sanırım. Dayanamıyorum.

Ve evet, bugünlerde bekliyorum. Sadece bekliyorum. Beynim başka şeyle ilgilenmeyi reddediyor. Çalışamıyorum, seyredemiyorum, okuyamıyorum sadece bekliyorum. Hem de uzun süredir. Nasıl şiştiğimi anlatmam mümkün değil.

Allah Godot'nun belasını versin!

Hiç yorum yok: