Ana içeriğe atla

Beklemek


Beklemek benim çok iyi yapabildiğim bir halt değil. Beceremiyorum. Hayatta en iyi bekleyebildiğim yer zıpkın yaparken kendimi sakladığım oyuk. Oraya geçip biraz sonra köşeyi dönüp şişleneceklerinden habersiz balıkları bekleyebiliyorum. Yaz kış. Soğuktan ve hareketsizlikten içim titrese de, susuzluktan gebermiş de olsam bekliyorum... bazen saatlerce. Bazen önümden büyük bir çaba sarfederek geçen daha tırnak ucum kadar olan sinarit yavrularını seyrederek, bazen derinleştikçe koyulaşan maviye kilitlenerek. Ama o mavinin içinden ara sıra parlak gümüş rengiyle gözümü alan bir balık çıkar, bir anda konsantre olurum, elim tetiğe yapışır ve atışımı yaparım. Alırım ya da alamam o ayrı. Ama beklerim.

Mavi Boncuk filminin birbirinden güzel kahramanları hafta sonları maç kuyruğunda beklerler mesela. Değnekçileri de Zeki Alasyadır. Kafaladığı adamı getirir, bekleyenin yerine koyar, üç beş ne atarsa alır, eyvallah der çıkarlar sıradan. Böyle bir mesleğin niye hala varolmadığını anlayamıyorum mesela. Bugün, mesai saatleri dahilinde ya da daha haricinde güzel ülkemiz Türkiyamızın bir çok yerinde sıra bekleniyor, bir güzel insan çıkıp da bana yerini verecek olsa kuyruğun başına yaklaşmışken ben de onu görürüm en güzel şekliyle. Bekleyemiyorum çünkü ben. Özürlüyüm.

Bankamatik sırasında en fazla kaç kişi olur? Üç mü mesela, ben dördüncü olmam, olamam, daha sonra çekerim para. Eğer beklesem en baştaki insanı izlemeye başlıyorum çünkü. Her hareketini dikkatle izleyip küfre boğuyorum. Geri zekalı güneş yüzünden ekranı görmüyosan elinle gölge yap! Eh be teyze oraya gelene kadar çıkarsana kartını! Çantanın derinliklerine kafamı sokmak ve kusmak istiyorum! Belki bir dahaki sefere bu boku yememeyi öğrenirsin! Yeni işleme bassana yarak kafalı! İptale basmaaaa! Yeniden kartı sokmayı bekle, kartı sok, şifreni o balık beyninle hatırlamaya çalış... Allah belanı versin!

Bekleyemiyorum evet. Erken de doğmamışım üstelik. On gün ekstradan beklemişim içerde. Sanırım biraz da bundan. Bekleme kontenjanımı o on günde doldurmuşum sanırım. Dayanamıyorum.

Ve evet, bugünlerde bekliyorum. Sadece bekliyorum. Beynim başka şeyle ilgilenmeyi reddediyor. Çalışamıyorum, seyredemiyorum, okuyamıyorum sadece bekliyorum. Hem de uzun süredir. Nasıl şiştiğimi anlatmam mümkün değil.

Allah Godot'nun belasını versin!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Makinalaşmak İstiyorum" Şiiri Üzerine

Virgillius'un şu yazısını okuduktan sonra bir cevaba girişip yorum kısmına koyacak oldum. Fekat yorumun limitlerinin almayacağı bir yazıya dönüştüğü için yazacaklarım, buraya almaya uygun görmüş bulunmaktayım efenim. Üstat hazır sen yokken meydanı boş bulup atıp tutayım biraz. “Makinalaşmak İstiyorum” şiiri Nazım Hikmet'in şiirinin gelişme döneminde denediği Fütürist akım dahilindeki bir iki şiirinden birisidir. Fütürist akım İtalya'da Marinetti tarafından başlatılmış daha sonra özellikle Rusya'da faşizme olan açık desteği paranteze alınarak geçmişe dair herşeyi reddeden cesur tavrı öne çıkarılarak Mayakovski ve Hlebnikov tarafından uygulanmıştır. Mayakovski'nin şiirinin bu kadar sert, açık ve kavgacı olmasının sebebi şairin manyak bakan gözleriyle birlikte bu akımdır. Nazım Hikmet'in KUTV'da eğitim görürken okuduğu ve çarpıldığı bu şiir biçimine öykünerek yazdığı bir şiirdir “Makinalaşmak İstiyorum” Biçimsel olarak oldukça özel bir yer tutar Türk şii...

DEVRİM YAPACAADIK DA BİZİ BU İNTERNET BİTİRDİ

bu foto sadece erkek veya lezbiyen veya biseksüel okuyucunun dikkatini yazıya çekmek için konmuştur. Görsel meta tüketimi de insanda "çünkü ben buna değerim!" duygusu yaratıyor. "Koçum benim! Bunların hepsi sana vermek istiyor! Bak nasıl da sıraya girmişler" Son bir kaç gündür tuvalet kitabım Fransa'da 68'de neler olduğunu anlatan, unuttuğum adı da bu minvalde bir şey olan bir kitap. Ondan önce de Vietnam Savaşı'nı okuyordum. Benim için sanıyorum tuvalet aynı zamanda bir okuma mabedi haline gelmiş durumda. Tuvalet dışında okuyamıyorum. İşteki tuvalette ayrı kitap evdekinde ayrı kitap okuyorum. İşteki tercihlerim genelde kafa dağlamayan Amerikan romanları. Bir yandan Gore Vidal'in Düello'sunu bir yandan da Mario Puzo'nun Omerta'sını okuyorum işte. Evde ise genelde araştırma kitaplarından daha fazlasını almıyor kafam. Bazen sırf kitap okumak için çişim olduğu halde takılıyorum tuvalette. Evet manyağım belki, ama sanırım dış dünyanın t...

Kadınsan Boku Yedin Olm!

Bu yazıyı yazmak uzun bir süredir aklımda. Puffy biraderimin şu yazısını okuyunca bir kere daha aklıma geldi "Ulan ben bunu yazacaktım!" dedim. Aradan bir ay geçtikten sonra, ilk boş vaktimde çakıyorum efendim. Ebru Şallı "kilolu kadın çirkindir" demiş. Kate Moss bunu duymuş, durur mu, "Hiçbir şey sıskalık kadar zevk vermez" demiş. Şimdi bu hemen alttaki ablaların gerçekten güzel olduğunu düşünenlere sesleniyorum. Bu fotoğraftaki güzel kadınların hepsine sırayla, uzun uzun bakınız. Bu iki ablaya çok fena halde katılan birileri daha vardı tarihte. Gerçi onlar sadece Yahudi kadınların iyiliğini düşünüyordu. Yahudi kadınların zayıf daha güzel görüneceğini düşünüyorlardı. Sloganları da "Hiçbir şey Yahudi kadınlarının sıskalığı kadar zevk veremez" idi. Gerçi onlar bir yerden sonra hadisenin bokunu çıkarıp olayı bütün Yahudi cemaatine yaydılar ama olsun. Şimdi üstteki fotoğrafa uzun uzun bakan ve iç geçiren arkadaşlar bir de şu alttaki fotoğrafl...