Ana içeriğe atla

Paris'te Sabah

Sabahın dokuzbuçuğu. Şimdi benim bu saatte ayakta ne işim var? İstanbul'da olsam henüz uyumamış olabilirdim. Ama burada öyle değil. Yanında kaldığım aile klasik bir Fransız ailesi. Adamların işleri güçleri var, sabah saat sekizde cart diye uyanıyorlar. Akşam saat onbirde de cart diye uyuyorlar. Dolayısıyla belli bir saatten sonra gürültü yapmak doğru olmuyor. Belki doğrudur da ben yapmıyorum. Dolayısıyla saat sekizde ben de cart diye uyanıyorum. Güneş henüz doğru dürüst doğmakta. Üç dilim ekmekten oluşan kahvaltımı bitirdim, işe gitsinler bir tur daha kahvaltı yapacağım tabi ki. Delikanlıyı keser mi baton ekmeğin iki lokmalık dilimleri. Güzel memleketimin bir ucunda savaç uçakları bir yerleri bombalıyor, pis bir savaşın içindeyiz ben kendimi bildim bileli, böyle de gidecek görünüyor daha. Onların güzel memleketinde ise Sarkozy'nin Carla Bruni adında bir şarkıcıyla kırıştırmasının dedikodusu yapılıyor yemek masalarında. Doymuş ülke doymamış ülke farkı. Doymuşluktan kaynaklanan bir ağırlıkları var. Ev sahibim Pascal de aynı şeyi söylüyor. Bir şeye karşı ya da bir şey uğruna savaşmayan bir ülke Fransa, ağır bir ülke. İki yüz yıl Almanya'yla kavga ettikten sonra ikisi de o kadar gelişti ki birbirlerine sınırlarını açtılar. Şimdi kavga edecek kimse yok. O yüzden yok başbakan şarkıcıyla kırıştırmış, yok buna gül vermiş bunlarla eğleniyorlar.
Dünyanın en büyük üçüncü nükleer gücüymüş ben bilmiyordum. Ama bunca güç bir işe yaramıyor. Atıl duruyor sadece. Bizde olacaktı ki ah! Gülüyorum tabi ki bunu yazarken. Öte yandan o enerji ihtiyacını da çok iyi anlıyorum. Güneydoğu'da pis bir savaş sürüyor. Bu savaş can sıkabiliyor, çok yakınımıza kadar gelebiliyor, yeni tanıştığımız bir insanın kardeşini alıp götürebiliyor mesela. Ama bir yandan da kendimize bir "öteki" bulmamızı sağlıyor. O "öteki", o düşman simetri ve denge ihtiyacımızı karşılıyor. Bizi diri tutuyor, enerjik yapıyor, tetikte olmamızı sağlıyor. Tehlikeye ihtiyacımız var, daha uzun bir süre için. Belki bir gün bu savaşa ihtiyaç duymayacağız, belki o zaman gelişmemizin önünde bir engel olacak, işte o zaman bu savaşın bitmesini herkes isteyecek ve herkes gerekeni yapmayı kabul edecek.
Dışarıda hava eksi 4 derece. Sigara içmeye çıkıyorum götüm donarak. Madeleine'in okulu bugün geç başlıyor. Evin uzun süreli kiracısı elli yaşlarındaki Patricia çok şey saklayan gülümsemesiyle etrafta dolaşıyor. Erkan Oğur "Kerpiç Kerpiç Üstüne Kurdum Binayı" türküsünü, Deniz Kızı Eftelya "Yalova Şarkısı"nı söylüyor. Dışarıda tam karşımdaki manav Mandalina, Mango ve Lychee meyvesini aynı anda satıyor. Ben de kerpiç kerpiç üstüne kuruyorum binayı, binayı kurar iken görüyorum Leyla'yı. Her zamanki gibi durum böyle karışık, her zamanki gibi kafam böyle karışık.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çapkınım Hovardayım 38 yaşındayım

Adım Caput göbek adım Bahtiyar. 11'de yediğim Mc Donalds'dan sonra iki saat sızdım. Gecenin birinde uyandım . Artık sabaha kadar buradayım belli ki. İki saat sonra uyandım ve dedim: “38 yaşındayım” 38 yaşındayım ve artık hiçbir şey bana anormal gelmiyor. Bir film çektim daha vizyona çıkmadı. Bir kitap yazdım henüz basılmadı. Dünyayı dolaşıyordum yarım kaldı. Uçurumun kenarındayken sormuştum kendime: “Bu dünyadan ne bekliyorsun Caput?” diye. Üç cevap bulmuştum. Film çekmek, kitap yazmak ve dünyayı dolaşmak. Bir sene kadar önce blog yazmayı bıraktım. Yazmaktan, yani hayal kurmaktan yorulmuş bir adam olarak. “Yazmak için Yaşamak” beynime tohumlarını ektiğinden beri böyleydi bu. Yazmak, sürekli yazmak, bir yazar sürekli yazar. İyi amk bir yazar sürekli yazar da bir yazar arasıra da okunur ama… 38 yaşındayım ve hiçbir şey beni şaşırtmıyor. İri cüsseli bir adamım, Balzac kadar çok yerim ama onun kadar iyi yazamam. Günde iki paket sigara içerim. Vücudum “yapma bunları bana” d...

"Makinalaşmak İstiyorum" Şiiri Üzerine

Virgillius'un şu yazısını okuduktan sonra bir cevaba girişip yorum kısmına koyacak oldum. Fekat yorumun limitlerinin almayacağı bir yazıya dönüştüğü için yazacaklarım, buraya almaya uygun görmüş bulunmaktayım efenim. Üstat hazır sen yokken meydanı boş bulup atıp tutayım biraz. “Makinalaşmak İstiyorum” şiiri Nazım Hikmet'in şiirinin gelişme döneminde denediği Fütürist akım dahilindeki bir iki şiirinden birisidir. Fütürist akım İtalya'da Marinetti tarafından başlatılmış daha sonra özellikle Rusya'da faşizme olan açık desteği paranteze alınarak geçmişe dair herşeyi reddeden cesur tavrı öne çıkarılarak Mayakovski ve Hlebnikov tarafından uygulanmıştır. Mayakovski'nin şiirinin bu kadar sert, açık ve kavgacı olmasının sebebi şairin manyak bakan gözleriyle birlikte bu akımdır. Nazım Hikmet'in KUTV'da eğitim görürken okuduğu ve çarpıldığı bu şiir biçimine öykünerek yazdığı bir şiirdir “Makinalaşmak İstiyorum” Biçimsel olarak oldukça özel bir yer tutar Türk şii...

Mahur Beste

Fizy'den Mahur Beste'yi dinlerken aklıma geldi de, benim hiç Müjgan diye arkadaşım olmadı. İçinde J harfi olan isimlere ayrı bir sevgim, saygım vardır zaten ama Müjgan'ın yeri ayrı. Aranızda hiç Müjgan var mı? Arkadaş olsak onunla. Mahur beste çalınca ağlaşsak karşılıklı? İçinde J geçen başka hangi isimler var bu arada? Jale, Jülide, Müjde (Janset Jülyet onları saymıyorum) Nejat var erkeklerden. Başka aklıma gelmedi, var mı bilen hatırlayan? edit: Burju SıdqıSıyrıque'dan Tijen ve Nejdet geldiler efenim Ojuz'da Ojuz'un nesi kötü annamıyorum ki diyerek katıldılar :) edit 2: Baskıyı durdurun! Ceren'den çok önemli bir ekleme geldi! Ajda! Bu nasıl unutulur, nasıl ilk akla gelenlerden olmaz! Halbuki en çok duyduğumuz J'li isimdir herhalde kendileri. Bravo Ceren. edit 3: Akşam baskısına girin! JoA'dan Tanju geldi. Var mı başka arttıran? edit 4: İhale JoA'da kalmak üzere. Tanju, Ejder ve Ajdar'la fırtına gibi bir giriş yaptı JoA. Jidden...