19 Aralık 2007 Çarşamba

Paris'te Sabah

Sabahın dokuzbuçuğu. Şimdi benim bu saatte ayakta ne işim var? İstanbul'da olsam henüz uyumamış olabilirdim. Ama burada öyle değil. Yanında kaldığım aile klasik bir Fransız ailesi. Adamların işleri güçleri var, sabah saat sekizde cart diye uyanıyorlar. Akşam saat onbirde de cart diye uyuyorlar. Dolayısıyla belli bir saatten sonra gürültü yapmak doğru olmuyor. Belki doğrudur da ben yapmıyorum. Dolayısıyla saat sekizde ben de cart diye uyanıyorum. Güneş henüz doğru dürüst doğmakta. Üç dilim ekmekten oluşan kahvaltımı bitirdim, işe gitsinler bir tur daha kahvaltı yapacağım tabi ki. Delikanlıyı keser mi baton ekmeğin iki lokmalık dilimleri. Güzel memleketimin bir ucunda savaç uçakları bir yerleri bombalıyor, pis bir savaşın içindeyiz ben kendimi bildim bileli, böyle de gidecek görünüyor daha. Onların güzel memleketinde ise Sarkozy'nin Carla Bruni adında bir şarkıcıyla kırıştırmasının dedikodusu yapılıyor yemek masalarında. Doymuş ülke doymamış ülke farkı. Doymuşluktan kaynaklanan bir ağırlıkları var. Ev sahibim Pascal de aynı şeyi söylüyor. Bir şeye karşı ya da bir şey uğruna savaşmayan bir ülke Fransa, ağır bir ülke. İki yüz yıl Almanya'yla kavga ettikten sonra ikisi de o kadar gelişti ki birbirlerine sınırlarını açtılar. Şimdi kavga edecek kimse yok. O yüzden yok başbakan şarkıcıyla kırıştırmış, yok buna gül vermiş bunlarla eğleniyorlar.
Dünyanın en büyük üçüncü nükleer gücüymüş ben bilmiyordum. Ama bunca güç bir işe yaramıyor. Atıl duruyor sadece. Bizde olacaktı ki ah! Gülüyorum tabi ki bunu yazarken. Öte yandan o enerji ihtiyacını da çok iyi anlıyorum. Güneydoğu'da pis bir savaş sürüyor. Bu savaş can sıkabiliyor, çok yakınımıza kadar gelebiliyor, yeni tanıştığımız bir insanın kardeşini alıp götürebiliyor mesela. Ama bir yandan da kendimize bir "öteki" bulmamızı sağlıyor. O "öteki", o düşman simetri ve denge ihtiyacımızı karşılıyor. Bizi diri tutuyor, enerjik yapıyor, tetikte olmamızı sağlıyor. Tehlikeye ihtiyacımız var, daha uzun bir süre için. Belki bir gün bu savaşa ihtiyaç duymayacağız, belki o zaman gelişmemizin önünde bir engel olacak, işte o zaman bu savaşın bitmesini herkes isteyecek ve herkes gerekeni yapmayı kabul edecek.
Dışarıda hava eksi 4 derece. Sigara içmeye çıkıyorum götüm donarak. Madeleine'in okulu bugün geç başlıyor. Evin uzun süreli kiracısı elli yaşlarındaki Patricia çok şey saklayan gülümsemesiyle etrafta dolaşıyor. Erkan Oğur "Kerpiç Kerpiç Üstüne Kurdum Binayı" türküsünü, Deniz Kızı Eftelya "Yalova Şarkısı"nı söylüyor. Dışarıda tam karşımdaki manav Mandalina, Mango ve Lychee meyvesini aynı anda satıyor. Ben de kerpiç kerpiç üstüne kuruyorum binayı, binayı kurar iken görüyorum Leyla'yı. Her zamanki gibi durum böyle karışık, her zamanki gibi kafam böyle karışık.

Hiç yorum yok: