12 Aralık 2007 Çarşamba

Erkek Elmas


Şimdi başka biri olsa, hele ki dişi bir kişi olsa neler yazardı kimbilir. Kadının çektikleri, acıları, kıl tüy yün... Ben başka bir yerden bakıcam. Daha önce bir yaz yazmıştım. Büyük adamlar ve küçük adamlar hakkında. Erkek Elmas küçük adamlardan ya da küçük kadınlardan. (Zaten "adam" derken bir cins ayrımı yapmadığımı belirtmek isterim ama kelimelerin kendisi erkegemen ben ne edeyim)
Ben Erkek Elmas'ın şiddetine hasta oldum.
Erkek Elmas’ın elinde bir poşet. Poşetin içinde bir kesik baş. Erkek Elmas üç beş kuruş kazanmak için ayakkabı boyuyor. Ben yazı yazarak onun yüz katı para kazanıyorum. Erkek Elmas’ın içindeki şiddet baş kestiriyor ona. Ben yatıştırıcı alıyorum. Erkek Elmas’ın şiddetine hastayım.
Fotoğrafa iyi bakın. 17-18 yaşında bir oğlan çocuğu. Saçları kısa, yüzündeki kadınsı hiçbir şey yok. Ama tişörtü kırmızı gene de.

Ayakkabı boyuyor Basmane’de. Kaba abilerin cangılı orası. Bir oğlan çocuğu için bile tehlikeli ortamlar, ki Elmas bir oğlan çocuğu değil. 22 yaşında bir kadın. Neresinden bakarsan bak kaynıyordur kanı. Para için erkeklerle yatıyor mudur bilemem… Ama harabelerde yatıyordu onu biliyorum. En azından gazete haberi öyle söylüyor.

22 yaşında bir kadın ya da bir kız, İzmir’in en seksenlerden kalma semtinde, ceketlerinden daha vatkayı atmamış abilerin arasında… O yaşına kadar neler yaşadığını bir o bilir. İçinde biriken şiddet seni beni aşar.

Erkek Elmas’ın içindeki şiddetin kapısını açan bir anahtar var. Sonrası altı yerinden bıçaklanan, büyük ihtimalle henüz ölmemişken kafası kesilen bir adam. Elmas o bıçağı ete sokarken, o bıçakla baş keserken şiddetinden emindi. Senin benim hayatta hiçbir şeyden emin olmadığımız kadar emindi. Yaptı. Sonrasını düşünmeden yaptı. Sonrası ne mi?

Basmane garının önünde bir Erkek Elmas. Erkek Elmas’ın elinde bir siyah poşet. Siyah poşette bir kesik baş. Gözünüzün önünde canlanıyor mu? Ben gördüm o resmi. Daha yazıyı okurken gördüm o resmi ben. Bunun filmi olmaz mı şimdi. “Soğukkanlılıkla” neydi o zaman?

Dönelim Elmas’a. 15 dakikalığına ünlü oldu, bugünkü Milliyet'te üçüncü sayfanın sol köşesinde, büyük ihtimalle Yeni Asır’da da. Fotoğrafları çekilirken gülümsediğinin farkında mısınız. Dişlerini göstermeden gülümsediğinin farkında mısınız. O farkında.
*Düzeltme: Elindeki poşet beyazmış.

1 yorum:

No More Virgilius dedi ki...

İki gündür bu yazıyı okuyup duruyorum... Defalarca...
Her seferinde yorum yapayım dedim, tek kelime yazamadım, çünkü parmaklarımın klavyeye uzanmasını bırak, bu yazıda dişlerimi birbirine kenetleyen,beni zorlayan bir şey var, ifade edemediğim...
Senin yüzünün de yazarken gece kadar soğuk ve sert olduğunu gözlerimin önüne getirerek...

Borges'in "ayna ve maske" diye bir hikayesi vardı, tam şu an bende bu yazıya karşı hissettiğim duyguların çağrışımı...
o iki kelime yazmak için aradığım...
bulamayacağım...