17 Eylül 2008 Çarşamba

fenerbahçem, arızalı sevgilim



Ben yazacaktım ama uğur meleke bu yazısıyla benden önce davrandı. ben gene de araştırmacı gazetecilik görevimi yerine getireyim.


Şimdi efendim bu Porto maçını seyrettikten sonra insanın kafasını duvardan duvara vurmaması mümkün değil. Roberto Carlos'un 25 milyon fenerbahçeliyle birlikte seyrettiği ortadan sonra yediğimiz ilk gol beni düşüncelere gark etti. Ne güzel sol bekte aslanlar gibi bir Carlosumuz var diye düşünürken geçen sene Sevilla maçından sonra Carlos'u bir daha göremez olduk. İçimize gömdük kuşkularımızı. Yaptığı hataları kalbimize gömdük. Ama Porto'nun ilk golüyle takke düştü, Carlos'tan başlayarak Fenerbahçe takımının komple takkesi düştü, keli göründü.

Carlos'un yedeği var mı? Yok. Uğur Boral'ın yedeği var mı? Sakat. Gökhan Gönül'ün yedeği var mı? Var ama o da Edu'nun yerinde oynuyor. Peki Edu nerde? Sakat. Volkan Demirel'in yedeği var mı? Var, onun da adı Volkan ama herkes sanki el bombası taşıyormuş gibi korkuyor ondan. Sonra n'oluyor Volkan müthiş yeteneklerinin zekayla birleşmediğini gösteren hareketler sonucunda kırmızı kart yiyor. Biz de el bombası tutan çocuğa kalıyoruz, Gençlerbirliği maçında o bomba patlamadı diye seviniyoruz. Şu halimize bak ya!


Topu Luganodan alıp al-verlerle Alex'e taşıyan bir Mehmedim vardı benim Orelyom. O nerde? Bir sebepten gitti. Yerinde kim var. Maldonado var, yan topçu, Josico var, bir maç oynadı sonra o da sakat, Selçuk diye bir arkadaş var nerede olduğunun farkında değil. Deniz diye bir kardeşimiz vardı önce sakat, sonra sinirli. Ha pardon ya biz Emre'yi aldık di mi bu sene? Emre futbolun sahanın dikine oynandığını unutmuş, habire enine oynuyor, onun oynadığı alanda kale yok ne gam. Alıyor topu anında veriyor Carlos'a, alıyor topu anında veriyor Maldonado'ya. Alex en sonunda dayanamıyor, verin lan şu topu allah belanızı versin diyerek ta kendi kalesinin önüne kadar geliyor. O zaman da Güiza'yla aralarında atmış metre oluyor.


Güiza'yı stadda seyretmek daha büyük acı. Çocuk çırpınıyor, deplase oluyor, çapraz koşu yapıyor ama onun boşalttığı alana hayaletler koşuyor sadece. Neden çünkü çift forvet oynamıyor takım, oynasa bile Semih sakat!


N'oluyor abicim bu takıma. Bu kadar sakat olunca ve bu sakatlar maç sırasında değil durup dururken sakatlanınca insan ister istemez soruyor. Nasıl bir yükleme yapıldı ki bu adamlara çöktüler! Dede "çok sakatım var" diye ağlayıp duruyor. Ben mi sakatladım dede onları! Ben sakatlamadıysam kim sakatladı! Sakat kelimesinden tiskindim genç yaşımda be!


Öyle bir Porto'nun karşısında oynuyoruz ki, bu Porto'yu yenmemek için özel uğraş gerekiyor. Biz de uğraşıyoruz anasını satayım! Bak gene delirdim gece gece.


Ben bunu anlamıyorum. Fenerbahçe Avrupa'nın en büyük takımlarından birisi haline gelmeye çalışıyor ya, bu "en büyük" takımlar her sene kadrolarına içerden dışarıdan bir takım takviyeler yaparlar. Bazıları göbekten alınan oyunculardır, banko oynayacak oyuncular, bazıları da yetenekli gençlerdir, parlar, kendilerini gösterirlerse takıma girerler. Biz ne yapıyoruz, "kadroyu koruyoruz" bu mudur yani? Bu mu bizim korunmuş kadromuz. Kim koruyorsa çok kötü koruyor, ortalık sakattan geçilmiyor. Herkesin yedeği sakat, takımda rekabet sıfıra inmiş durumda. Nasıl olsa s.ke s.ke beni oynatacak anasını satayım halinde herkes. Oh ne güzel!


Bu sene içeriden aldığımız kim var? Bir taktık Topuz Topuz. Bu ülkenin birinci liginde ya da ikinci ligindeki hiçbir oyuncu İlhan Parlak kadar bile gelecek vadetmiyor mu? Bi tane mi sol açık yok anasını satayım Uğur Boral'ı panikletecek. Vardır mutlaka. Ama alınmıyor. Neden? Çünkü biz kadromuzu koruyoruz.


Gençlerbirliği maçında kendimi dua ederken buluyorum. "Allam sen Alex'e zeval verme, sakatlık gösterme yarabbi." derken. Peki Alex gidince ne olacak? Hiç kimse düşünmek bile istemiyor bunu zaten. Paradigmayı değiştirmek gerekiyor acilen. Alexsiz bir Fenerbahçe'yi şimdiden düşünmek, ara sıra yarım saatliğine olsa da işleme koymak gerekiyor.
Dönelim Carlos'a. Madem bu adam ileriye gitmeyi bu kadar seviyor ve artık hızla dönemeyecek kadar ağırlaştı ve de onun açığını kimsecikler kapatmıyor, çek sol açığa Carlos'u, hem presini yapsın, hem hücuma gönlünce katkı. Gökhan Gönül'ü de aynı şekilde koy sağ açığa. Kazım gitsin dansetsin tribünde, hatta komple gitsin ocak ayında ayrılmak istiyormuş madem, hemen gitsin. Cesur bir takım hamleler yapmak gerekiyor. Ama Dede Uğur'u çıkarıyor alıyor Emre'yi-Semih'i, Kazım'ı çıkarıyor alıyor Burak'ı. Zico da yapıyordu zaten bunları, yirmi dakka geç yapıyordu ama yaptığı buydu, ha pardon bi de Kejo'yu çıkarıp Semih'i koyuyordu. Sistem değişmiyor sadece oyuncular değişiyor. Sen o sistemle açamamışsın zaten kilidi, oyuncuları değiştirince de açılmıyor ki.


Güiza'ya ofsayta düşmeden önce derinlemesine top atarsan süper tehlike, pres altındayken atarsan Kejo'dan tek farkı topu kaybettikten sonra geri almak için götünü yırtması. Ama sen kaç tane öyle top atıyorsun Güiza'ya? Toplasan beş. Bu takımın golünü kim atacak o zaman?


Bir karışıklık, bir oturmamışlık var bu çok net. Geçen sene tıkır tıkır top oynayan bir takımın bir tek Markus Orelyus'un gidişiyle bu hale geldiğine inanmak da mümkün değil. Bir arıza var acilen düzeltilmesi gereken, takım meme yapmış durumda. Ama Dede diyor ki 5-6 ay sonra toparlanırız. Bana de o zaman "bu seneyi kaybedilmiş sayın, gelecek sene taş gibi olucaz" ben de hesabımı ona göre yapayım


Bu arada bir cümle de aslan futbol yorumcusu abilere. Bu sene Fener yarı final oynamazsa başarılı sayılmaz, öyle diyorlar. Babam bu takım on senedir çeyrek final oynuyor da geçemiyor mu? Ben mi aynı Fener'i seyretmiyorum yoksa. Yoksa sizin futbolculuk kariyerinizde dört tane şampiyonlar ligi şampiyonluğu var da ben mi bilmiyorum. Bi durun da! Bi durun!


Herşeye rağmen seviyorum seni. Fenerbahçem, arızalı sevgilim.

Hiç yorum yok: