16 Şubat 2011 Çarşamba

DÜŞÜK NABIZ

İstanbul’dan İzmir’e gelirken yolda
fırtınada elektrik tellerine takılıp kalan serçeler gibi
sorular takıldı aklıma…
Yağmur dumanı ıslatır mı acaba?
Plastik yokken daha dünyada neyle yaparlardı emzikleri?
İlk Homo Sapiens adının Adem konduğunu öğrense ne yapardı?
Asma yaprağının içine pirinç koymayı ilk akıl edeni alnında öpen oldu mu hiç?
Ya da yağ çıkaranı zeytinden?
Neden üç hecelidir çoğu çiçek isimleri?
Ya da aynı tadı mı verir kurşunun tene değmesiyle dudağın dudağa değmesi?
Neden her yeri buruşurken kulakları dimdik kalabildi Mistır Spak’ın?
Niye kırık dökük sevdalara kaldı bu dünya?
Peki ben nasıl sevebiliyorum dört başı mamur hala?
Ve sen nasıl bunca güzel geliyorsun dünyanın dört bir yanından bana?
Sonra yine, yağmur dumanı ıslatır mı acaba?
Plastik yokken daha dünyada…
Bir daha…
Bir daha…
Bir daha…

Hiç yorum yok: