16 Şubat 2011 Çarşamba

SİS GÜNLERİNDE İSTANBUL

Sis günlerinde İstanbul iki ayrı adaya döner. Bilinmeze varlığından yorgun vapurlar gider ve pantolonunun paçalarını çoraplarına sokmuş çöpçüler bile sisi süpüremezler.
Sis günlerinde İstanbul dededen kalma biz Bizans lahitine benzer. İçinde yağmalanmış bir mübaşir gölgesinin uyuduğu kâgir ve küflü bir lahit.
Sis günlerinde İstanbul’un camileri ve kışlaları ve konaklarında kaytan bıyıklı bir ittihatçı adaleti kol gezer. Ve cazbandın sesini beyaz memeli Beyaz Rus kadınların hüznü tütsüler.
Sis günlerinde İstanbul’a Marmara’dan işgal gemileri girer. “Torpidoları, kruvazörleri ve dretnotlarıyla yirmi iki İngiliz, on iki Fransız, on yedi İtalyan, dört Yunan gemisi” korkunç ve karanlık köpekbalıkları gibi boğazın böğrüne demirler.
Sis günlerinde İstanbul kimsenin dinlemediğini bile bile İstanbul’a anlatır meramını.
Sis günlerinde İstanbul deyip de Tevfik Fikret dememek olmaz: Tevfik Fikret.

Hiç yorum yok: