29 Kasım 2007 Perşembe

Üsküdar motor iskelesinin kenarında denizde şehrimizin pisliği birikir. Çöpün neyse sen de osun derler ya, bunu şehir için de söyleyebiliriz aslında.

Suyun üstünde inatla durmaya çalışan petrollere, ziftlere bulanmış, inmiş ufacık olmuş kırmızı bir top... Birisi onun Tuna nehri kenarından başlayıp Boğaz’ın derinliklerinde son bulan hikayesini yazsa yeni bir Sadık Hidayet olur.

Suda kalmış cesetler gibi şişip formlarını kaybetseler de belki sırf bir ulusal alışkanlıktan ne olduklarını şak diye anlayıverdiğim ekmek somunları, çöpte bir şekilde görülmeleri ihtimali göze alınamadığı için klozetten atılarak -sözde- yokedilen ama aslında kişinin özeli olmaktan çıkıp şehrin özeli haline gelen prezervatifler…

Bu manyak şehrin, bu manyak ülkenin insanları gibi… Bütün o suratsız, ser verip sır vermeyen hallerine karşın doğru yerinden tuttuğunda çorap gibi sökülüveren, düşüncelerini, dertlerini, aşklarını, amaçlarını dökülüveren bu manyak şehrin, bu manyak ülkenin insanları gibi kendilerine dikkatle bakan bir çift göze bütün sırlarını dökülüveren çöpler.

Ne kadar sahte, ne kadar plastik olmaya çalışsalar da hala yüreklerinin bir köşesinde sıcaklığı koruyan kimi cahil, kimi okumuş, milyonlarca insanın birbirine karışan, hemhal olan çöpleri.

Bu şehri seviyorum, çoğu zaman başımı ağrıtsa da bu şehri seviyorum.

Hiç yorum yok: