18 Mart 2010 Perşembe

Bir Şehre İstanbul Demek

"Neden karanfil yok silerinde?" deme bana. Bu akşam İstanbul'a dağıttım paramı. Kadıköy'ün yaz kış yalınayak dolaşan çingene çocuklarına dağıttım. Olmayan geleceklerinden çaldım getirdim. Dolmabahçe yokuşunun kavgacı mendilcilerine dağıttım. Telaşsız neşelerinden aldım getirdim. İstiklal'in tinercilerine dağıttım. Kimyevi hayal güçlerinden getirdim.

Banliyö trenlerine bindim sonra. Ağzında kirli bir ameliyat maskesi olan pembe pijamalı, kabak kafalı oğlanı göstererek "Kızım hasta; tedavisi için gönlünüzden ne koparsa" diyen ölü köpek bakışlı kadına verdim paramdan. Danışıklı bir dövüşün rahatlığı içindeydik ikimiz de. "Abilerim, ablalarım"a dağıttım; "Şimdi Orhan Ağbimizden ‘Batsın Bu Dünya'yı söylüyorum"a dağıttım. Ve şaşarak yirmi yıl önce giden bir trende olduğuma, sana tarihi bir umutsuzluk, sana kandil simidi ve parlak kağıtlı bayram şekerleri, sana beş kiloluk çiçek yağı bidonları, "Önüne bak kız"lar ve ucuz tespihler getirdim.

Sonra bir emekli astsubay çıktı sahneye ve başladı belki bininci kez tekrar etmeye:

"Bayanlar, baylar. Değerli vaktinizden bir dakikayı boşa harcamak niyetindeyim. Dinleyiniz. Şu elimde görmüş olduğunuz; aslında hiçbir işe yaramasa da çok fonksiyonlu olan ve hınzır caponların, güzel ülkemin, ter, nem, başörtüsü ve kaçamak bakışlar kokan; yorgun ve tıkış tıkış trenleri için,

Dev-Sol militanı kara kuru kızla, Hizbullahçı yarım sakal oğlanı birbirine dokundurtma maharetini haiz, karakterli ve barışçı trenleri için,

Ve banliyö lakabıyla, her gün emeğini Eminönü'nde ya da Kadıköy'de bırakıp, bedenlerini hiçten bir külçe halinde evlerine taşımaya uğraşan bir yığın insanı, Bir yığın çalışkan insanı, Bir yığın sıradan insanı, Bir yığın umutsuz insanı evlerine,

Her daim alüminyum tencereli evlerine, her daim ucuz porselen ya da melamin tabaklı evlerine, Hazreti Ali ve Zülfikar, Müslüm Gürses "Kahire Resitalleri", Bebek Yüzlü Tarkan ya da Kürşad ve Asena posterleriyle süslü evlerine ve duvarlarında sahte incileri ve parlak pullarıyla yeşil satenden Kur'an Mahfazası bulunan evlerine,

Ve eskiciden alınmış, üstünde yüzlerce abazan delikanlı düşünü, ekmek kırıntısını ve ucuz sigara külünü yani yaşama dair en ince, yaşama dair en basit, yaşama dair en doğal izlerin anısını taşıyan arabesk desenleri solmuş çek-yatlı evlerine,

Ve onca yokluğa rağmen ille de renkli televizyonlu evlerine ve sobalı ama inadına soğuk evlerine,

Ve bir tepenin taaa başında, şehre geç gelmenin bedelini ödeyerek kondurulmuş evlerine ve akşam olup da ışıklar yandı mı o tepeyi göz göz ışığa boyayan evlerine, bedenlerini hiçten bir külçe halinde taşımaya çalışan bir yığın insanı,


Bir yığın çalışkan insanı,

Eir yığın sıradan insanı,

Bir yığın suskun insanı evlerine taşıyan,

Yeni terhis edilmiş erlerin ve askeri lise öğrencilerinin bol bol öldüğü ve kimsesiz zamanlarda kedilerin hakim olduğu zalim istasyonlara kusan trenleri için,

Güzel ülkemin banliyö kod adlı trenleri için kurnaz caponların icat ettiği ve alışveriş merkezlerinden kredi kartı verilerek alınıp zengin mutfaklarına konuşlandırılan metali bol üvey abilerine tıpatıp benzetilerek, sadece üç otuz paraya, amme hizmetine, Türk'ün makus talihi plastikten klonlanan ve uzaktan bakınca minik bir uzay gemisini andıran şu teknoloci harikasını takdim ederim. Sırayla hanımlar beyler... Herkese yetecek kadar var..."

Plastik teknoloji harikasından da aldım, koydum cebime. Sana ikinci el yaşamlar getirdim, mahalle dedikoduları, akraba evlilikleri, klimalı, davullu zurnalı düğün salonları, margarin kremalı pastalar, boyalı limonatalar getirdim sana;

Hemşeri kahvelerini, köy kalkındırma derneklerini ve milli maç gollerinin köy möy tanımayan omuz omuza sevinmelerini getirdim; şehit ölmenin rahatlığını, kömür sobası zehirlenmelerini ve namus cinayetlerini getirdim sana; hastane kuyruklarını, otobüs kuyruklarını, kerhane kuyruklarını ve Cuma namazlarını ve Cem ayinlerini getirdim.

Ölesiye yorgunum şimdi. Bugün koca bir şehir taşıdım sırtımda ve kendimi bile tamamlayamadan geldim sana. Gel. Ağır, oturaklı bir çay demle ve eksik kalan yanımı öpüşlerinle tamamla.

2 yorum:

HÜSEYİN USTA dedi ki...

ağır şehrin ağır yazısını,orhan abi nin sözleriyle bitireyim usta.
Bir meçhul aleme giderken dünya,
Belki bir gerçeğiz belkide rüya.

Gökhan dedi ki...

UGH!