14 Mart 2010 Pazar

Suskun Bir Soru İşaretiyim Kulağıma Sürekli Dil Atan Bu Oğlancı Şehrin İmla Kılavuzunda

Doğru; farelerinle konuşan bendim. Çünkü yanıp tutuşuyordum iç organlarını görmek için ve dehlizlerinde kemirilen maceraperest iskeletlere derinden benzerdim.

Doğru; hayaletlerine rehberlik eden de bendim. Topkapı Sarayı'ndaki samuray hayaletine çocukluğumun "Şogun"unu anlattım ve Karacaahmet'te köşe bucak kovaladım Neyzen'in mezarını arayan Miles Davis'i. Hiç kimseler bilmez ne faydalı hizmetler verdiğimi, el ayak çekilince Harem'e girmeye çalışan otobüs ölülerini geri gönderdiğimi.

Doğru; eskicilerine on mandal karşılığı mısralar satan bendim ve Osmanlı duvarlarının yağmur deliklerini şiirle tıkayan.

Doğru; "hiçbir yer"inde dolaşmadayken kaybolmamak için her adımda bir parçamı bırakan bendim isimsiz sokaklarına. Belki de işiyordum bilmiyorum. Ve sen steril hıçkırıklara boğuluyordun o sırada, histerik kahkahalar atıyordun belki de... Bilmiyorum.

Doğru; damlarına oturup şifa niyetine ağlayan bendim. Çünkü kanatlanıp çıkınca arşa, aslında İstanbul diye bir şehir olmadığını gördüm.

Bi şey sorucam.

Ne kavimler, ne kabileler metres etti seni de, niye bize karı oldun?

Hiç yorum yok: